Alevilikte Miraciye Miraç İnanışı Nedir?

Alevilikte Miraciye Miraç İnanışı Nedir? Alevi köylerinin dış dünyadan kopuk yaşadığı, en yakın kasaba ile dahi ulaşım imkanlarını zor bulduğu yıllarda, gelenek ve göreneklerinin gereği olan cem ayinlerini sık sık yapabiliyordu. Zaten bu ayinler Türkiye’deki hakim görüş açısından ses ve söz olarak bazı dini ve yasal sakıncaları olduğu için gizli yapılıyor, böylece bu dönemlerde gizliliği rahatça koruyabiliyordu. 1950’lerden sonra, partilerin ve politikacıların köylünün ayağı gitmesi, yol yapımına girişilmesi, ilçe ve il merkezleri ile köyler arasında iletişim kurulması, diğer köylere olduğu gibi Alevi köylerinin de gizlilik ve kapalılığını yavaş yavaş ortadan kaldırdı. 1980’lerden sonra ise televizyon ve telefon tüm köylere girdi. En küçük yerleşim birimleri bile dış dünyaya açıldı, açılmak zorunda kaldı. Eğitim seferberliği, ticari ve sınai atılımlar köyleri de çağdaş yerleşim birimleri haline getirmeye başladı. Gelenek ve göreneklerini titizlikle korumak ve böyle hâkim çevrelere karşı dolaylı direnmek eylemindeki köyler, şimdi, bu dini törenlerinin baş şartı olan gizliliği uygulayamaz duruma geldiler. Dolayısıyla eski yoğunluk, ısrar ve merasimseverlik ortadan kalktı.

600 yıllık uygulama, bu geleneği sürdüren Dede’ler de öldükten sonra eski heyecan ve bağlılığını yitirerek sıradan bir özellik haline geldi. Artık Alevilerin cem ayinlerinde o eski kurumlaşma yok. Gazeteler, televizyon, okul, telefon, istenildiği kasabaya veya kente gidip gelebilmek, 600 yıllık dini, sosyal ve kültürel alışkınlıkları zayıflattı, geri plana itti.

Halbuki Türkiye Alevileri arasında 40 yıl önceye kadar, sosyal ve dini hayatın hemen hemen tek kurumu olan bu ayinler tüm ihtişamı ile sürüyordu. Aşağıdaki sayfalarda, yakın zamana kadar tüm ayrıntılarıyla, sazıyla sözüyle, semahıyla yaşatılan bu ayinleri anlatmaya çalışacağız. Bu ayinlerdeki söz ve hareketlerin efsanevi yorum ve gerekçeleri elbette tartışılabilir. Hatta büyük çoğunluğu ile reddedilebilir. Fakat bunu sürdürenler hepsine inanıyorlardı. Biz, Alevi ayinlerinin 1940’lardan önceki uygulamalarını anlatırken, hiçbir yoruma ve hükme yer vermeyeceğiz.

Alevi ve Bektaşiler Semah hakkında şöyle bir inanışa sahiptiler: Cem ayini, hazreti peygamber zamanında ve Hz. Ali’nin başkanlığında yapılan “Kırklar Cemi” denilen bir toplantıdan alınmıştır. Peygamber, Miraç gecesi göğe çıkmamış, işte o gizli toplantıya gitmiş. Peygamber bu toplantının Hak’kın izniyle yapılıp yapılmadığında tereddüt edince, Kırklar’dan biri kolunu keserek kan akıtmış, aynı anda, peygamber dahil orada bulunanların kollarından da kan akmış. Peygamber bunun üzerine “Kırklar Cemi”nin bir “Hak”dan oluştuğuna inanmıştır. Daha sonra Kırklar’dan Selman, bir üzüm çekirdeğini ezerek suyunu Kırklar’ın hepsine içirmiş. O suyu içince vecde gelen peygamber kalkarak Sema etmiş. Sema sırasında sanğı çözülmüş, Kırklar da sarığını alıp kırk parça yapmışlar ve bellerine sarmışlar. Ertesi gün de , Kırklar Meclisi’nden habersiz olan sahabe, bugün anladığımız manada bir Miraç olayı ile karşı karşıya kalındığı gerekçesiyle peygamberin miracını kutlamışlar.

Yine Alevi inancına göre, bu hikayeyi öğrenen ve yayanlar arasında Hoca Ahmet Yesevi, Hacı Bektaş Veli, Şeyh Safi vardır. Horasan Erenleri ile Rum Erleri de bu hikâyeyi onlardan öğrenmişler. Sonra da, bu inanışı, Asya’dan Anadolu’ya gelen Türk kabile boylarına Balım Sultan, Kaygusuz Abdal, Abdal Musa, Kul Himmet, Kul Hüzeyin, Hatayi ve Pir Sultan Abdal yaymışlar. Rumeli Fatihleri ve Akıncılar da bu inanışı Arnavutluğa kadar tüm Rumeli’ye götürmüşler, hatta bu inanışlar Hıristiyanlara bile tesir etmiş.

Yine bu inanıştan kaynaklanan bir töreye göre, ilk kez Alevi veya Bektaşi olan kimseye, tören bittikten sonra “Miracın kutlu olsun’’ derlermiş. Yine bir başka inanışa göre Hz. Ali’nin Alevilerce “Mürşit” sayılması da, bu Kırklar Cem’ine başkanlık etmesi nedeniyledir.

Aleviler, söz konusu Kırklar Cemi’nde Hazreti Fatma’nın da bulunduğunu kabul ederler ve cem ayinlerine kadınlan bu yüzden alırlar. Ayinlerde içki kullanılması da o akşam “Kırklar”m içtiği üzüm suyu nedeniyledir.

Ve yine iddialara göre, Türkler, İslamiyet öncesi din inanışlarına oldukça uyan bu sistemi benzer özellikleri yüzünden kolayca kabul etmişlerdir.

“Duaları Arapça olmayıp Türkçe, namazları eski tapınmaları gibi ‘Niyaz’,eskiden olduğu gibi cemiyetlerinde ve din işlerinde ‘Kadın’ yine beraber, ‘Kopuz’ ve ‘Kımız’ yine bunda da mebzul. Oyunlarını da Şamanilikten kalma oyunlara uydurduktan sonra artık gocunacak, gücenecek bir şey kalmıyordu. Onların kendi dilinden konuşan şairleri de bütün bu Miraç ve sair inanışları nazmen ve kuvvetle yaymış olunca bu inanış durmayarak ilerliyor, kökler salıyor, Arapların din bahanesi ile yaptıkları zulümden bizar olan Türkler ‘Ayni Cem’lere giriyorlar, Alevi oluyorlar, ıstıraplarını böylelikle dindiriyorlar ve sazlarının tellerinde dertlerini derin derin inliyorlar.

Bektaşi Alevi edebiyatının en önemli isimlerinden sayılan Hatayi, Pir Sultan Abdal ve Kul Hiınmet’den Alevilerin bu Miraç inanışını işleyen üç örnek verelim:

Miraciye

Yakın bil abcedi bürhan Ali’dir. Beyanı tevhidi Kur’an Ali’dir.
Muhammed miraca vardığı gece, Kapıda gördüğü arslan Ali’dir.
İçinde söylenür sırrı hakikat, Kurulmuş perdei mizan Ali’dir.
İleri yürüyüp kakdı kapuyu,
Ana: “Kimsin” deyu soran Ali’dir.
Dedikim: “Hadımı hayrül-enamım”
Hemandem kapuyu açan Ali’dir.
İçerü giriben kıldı muhabbet,
“Biri kırk, kırkı bir” diyen Ali’dir.
Acayip remz içinde kaldı Ahmed, Bu remzi gösteren, asan Ali’dir.
Birine çaldı neşter kırk da akdi, Hem ol dem neşteri çalan Ali’dir.
Ezildi şerbet oldu içti canlar, Cununi âşıki hayran Ali’dir.
Çıkardı bir üzüm sa’il tutanda, Eline hadimin sunan Ali’dir.
Çalındı keffi dest koptu Sema’ı, Buları mest eden sultan Ali’dir.
Yo-giken yer ve gök arş ile kürsi, Hakikat mizanın Kur’an Ali’dir.
Bu biçare “Hatayi”nin penahı, Devasız dertlere derman Ali’dir.
“Pir Sultan”ın Miraciyesinden
Ezel meclisinde kırklar deminde, Muhabbet nuruna boyandı Ali, Kırklar ile bir irfan ceminde, Bu aşkın rengine boyandı Ali.
Alim terk eyledi kendi kellesin, Muhammed’e dedi “Cem”e gelesin, Meydana getirdi aşkın dolusun, Kırklara bahşetti hem sundu Ali.
Tuba ağacından aldı dört yaprak, Çar pareden hırka eyledi er hak, Fahir libasını sundu son toprak, Geyindi eğnine donandı Ali.
Hu! deyüp birliğe kuruldu divan, Hakikat sürüldü dem ile devran, Seına’a kalktılar cümle aşikan, Meydanda kırk kere dolandı Ali.
(Pir sultan)ım eder: Hak muhabbette, Dahi yol gidermi birlikten öte, Muhabbetten kaçan eğri sıfata, “Lanetullah!” dedi ilendi Ali.
“Kul Himmef’in Miraciyesinden:
Zahid hü demeyi eyleme inkar,
Ya niçin çağırır insan hü deyu,
Hü demenin aslı nedir, nedendir, Eyleyeyim sana beyan hü deyu.
Muhammed Mustafa peygamber oldu,
Ali cümle veliye server oldu,
Şah Cebrili emin hem rehber oldu, Ol demde kuruldu erkan hü deyu.
Bir üzüm tanesi ol şah elinde, Kırklara sundu ol hikmet gününde,’ Hak Resulullalıın Miraç yolunda, Şeydullah eyledi Selman hü deyu.

Üzümü kırklara iletti Selman, Kırklarda el demde oldular üryan, Muhabbet şerbetin içtiler her can, Saki kadeh sundu üryan hü deyu.
Kırklar el şerbeti içti mest oldu, Şahı Merdan cümlesinden üst oldu, Fatma ol mecliste mevcut bulundu, Okudular hem de Kur’an hü deyu.
Hü demenin aslı şöyledir söyle,
Ne sözün var ise gel beri söyle, Tasdik iman getür şehadet eyle,
Sen de bu esrara boyan hü deyu.
“Kul Himmet” ol meyden serhoş olalı,
Cemin özü tecelliye duş olalı, Hubbullah aşkına yoldaş olalı, Hayali gönlümde mihman hü deyu.

Hadi Paylaş!Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Share on RedditPin on Pinterest

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir