Birinci Meşrutiyet İlanı ve 1876 Anayasasının Özellikleri

Birinci Meşrutiyet İlanı ve 1876 Anayasasının Özellikleri ve kabul edilmesi, Birinci Meşrutiyet 1876 Anayasası, Birinci Meşrutiyet dönemi, 23 Aralık 1876 da, Kanuni Esasinin ilân edilmesi sonucu başlar. Mithat Paşa’nın aracılığı ile kurulan Anayasa Komisyonu, yine Mithat Paşa’nın yönlendirmesi ve yardımı ile, 1875 tarihli Fransız Anayasası ile 1831 tarihli Belçika Anayasalarından esinlenerek bir anayasa taslağı hazırlamış ve bu taslak, Bakanlar Kurulunda görüşülerek kabul edilmiş ve Padişaha sunulmuştur. II. Abdülhamit, kendi hükümdarlık haklarını güçlendirmek için bazı değişiklikler yapmış ve gerekenleri ülkeden uzaklaştırma yetkisini padişaha tanıyan bir kuralın Anayasaya girmesini sağlamıştır.
İlk Osmanlı Anayasası 23 Aralık 1876 da, ıslahat fermanlarında olduğu gibi, yine bir Hattı Humayun ile ilân edilmiştir.

1293 Kanuni Esasisi adıyla da anılan ilk Osmanlı Anayasası, Ulus tarafından, ya da Ulusu temsil eden bir kurul ile değil, bir grup insanın ısrarı ile Osmanlı Padişahı tarafından atanmış bir kurulun hazırladığı ve Padişahın tek yanlı olarak kabul edip yayınladığı bir Anayasadır. Bu Anayasanın özgün bir yanı yoktur. O günkü Belçika ve Fransız Anayasalarından alınma yanları çoktur. Bu Anayasa, tam bir meşruti sistemi de getirebilmiş değildir.

1876 Anayasasının özellikleri

a) Osmanlı Devletinin monarşik ve teokratik niteliği değişmemiştir. Kaynağını Allah’tan alan egemenlik, Hanedana aittir ve babadan büyük oğula geçer. Osmanlı Padişahının kişiliği kutsaldır ve sorumluluk yüklenemez.

Osmanlı Devletinin dini, İslâm dinidir. Yasaların dinsel ilkelere uygunluğunu denetleme görevi, İkinci meclis olan Heyeti Ayana aittir. Halife Sultanın dinsel niteliğini ve yetkilerini temsil eden Şeyhülislâm, Bakanlar Kurulunun üyesidir.

b) 1876 Anayasası ile kurulan parlamento «Meclisi Umumi» adını taşımakta biri «Heyeti Ayan», diğeri Heyeti Mebusan adında iki Meclisten oluşmuştur. Ayan Heyetinin üyeleri, Padişah tarafından ve ömürleri boyunca görevde kalmak üzere atanacak, Heyeti Mebusan’ının üyeleri, başka bir deyişle milletvekilleri ise, halk tarafından iki dereceli bir seçimle seçilecektir.

İlk milletvekilleri, geçici bir usulle, kent ve kasabalardaki idare meclisi üyeleri, ikinci seçmen sayılmış ve milletvekilleri bunlar tarafından seçilmiştir. Böylece ilk Osmanlı Heyeti Mebusanı, tam bir genel seçime dayanmamıştır.

1876 Anayasası ile ilk meclis kurulmasına rağmen, getirilen sistem, parlamenter bir sistem olmaktan uzaktır.

c) Yasa tasarısı önerme hakkı, Bakanlar Kurulunundur. Meclis üyelerinin yasa önerisinde bulunabilmeleri, padişahın iznine bağlı tutulmuştur. Meclislerce kabul edilen tasarıların yasa niteliği alabilmesi için, Padişah tarafından onaylanması ve yayınlanması gerekir. Bu işlem süreye bağlanmadığı için, Meclislerce kabul edilen tasarıların yasa niteliği kazanabilmesi ve uygulanabilmesi, padişahın yetkisindedir.

d) Devlet Başkanı olan Padişaha tanınan yetkiler dikkati çekecek derecede çoktur. Bunların bir bölümünü, parlamenter sistemle bağdaştırmakta da güçlük vardır. Bu konuda dikkati çeken noktalar, Padişahın parlamentoyu toplantıya çağırması ve kapatabilmesi, her iki parlamento üyelerinin Padişaha bağlı olduklarına yemini etmeleri, Meclis üyelerince yapılan yasa önerilerinin görüşülebilmesinin, önceden padişahın uygun bulmasına bağlı olması, hükümetin siyasal sorumluluğunun Meclise karşı değil, Padişaha karşı olması gibi hususlardır.

e) 1876 Anayasasının Genel Haklar kısmında, daha önce çeşitli fermanlarla ilân edilmiş olan bazı temel hak ve özgürlükler tanımlanmıştır. Bunlar arasında, kişi dokunulmazlığı, yasalar önünde eşitlik, ticaret serbestliği, basın özgürlüğü, dilekçe hakkı, kamu görevlerine girebilme olanağı,  angarya ve işkence yasağı, eğitim özgürlüğü, mal güvenliği, vergilerin ancak kanunla alınabilmesi gibi hak ve özgürlükler yer almıştır.

Anayasa ile sağlanan bu hak ve özgürlükler, Anayasanın bir başka kuralı ile, hemen hemen tümden yok edilmiştir: Anayasanın 113.    maddesine göre, hükümetin, güvenliğini bozdukları, polisin kanıtlananları ülke dışına sürmek yetkisi padişahındır.
İlk Osmanlı Meclisi Umumisi. ilk Osmanlı Meclisi Umumisi, 20 Mart 1877 de, Dolmabahçe Sarayının tören salonunda açılmıştır. II. Abdülhamid’in açılış söylevi, Mabeyin Başkâtibi Sait Bey tarafından okunmuştur. Padişah, Kanunu Esasiyi kabul ve yayınlama nedenlerini, bugünkü dille yaklaşık olarak aşağıdaki gibi açıklamıştır:

Uygar alemin şimdiki ilerlemelerine yetişemeyişimiz, yalnız ülkemizin gereksinme duyduğu «Islahat» a ilişkin yasa ve düzenlemelerin devam edememesinden ve yapılanların da, istibdat hükümetlerinin elinden çıkıp, danışma kurallarına dayanmamış olmasından doğduğu kanıtlanmış ve doğrulanmıştır. Halbuki, uygar devletlerin ilerlemeleri ve ülkelerinin güvenliği ve bayındır olması, kamu işleri ve yasaları herkesin oyu ve birleşmesi ile konulmuş ve kurulmuş olmasının sonucu olduğu, herkesin doğruluğunu kabul edeceği şeylerdendir. Bundan dolayı, bizce de ilerleme nedenlerinin o yolda aranılmasını, ülke yasalarının kamunun oylarına dayanmasını zorunlu gördüm ve Kanunu Esasiyi ilân eyledim.

Yetkileri kısıtlı olmasına karşın Meclis, Osmanlı Rus savaşının ülke açısından kötüye gitmesi, ordunun bozguna uğraması, ülkede süre gelen haksızlıklar nedeni ile hükümeti sert bir dille eleştirmiş ve tüm bunların sorumluluğunu, Padişaha ve Hükümetine yüklemek istemiştir. Meclisde, hükümete karşı gelişen bu durum karşısında kuşkuya düşen Padişah Sadrazam Ahmet Vefik Paşa eliyle Meclisi Umumiyi belli olmayan bir süre için, 13 Şubat 1878 de kapatmış ve milletvekillerini geldikleri yerlere göndermiştir.

Meclisin süresiz olarak tatile gönderilmesi ile 1876 Anayasası, resmen kapatılmadı, fiilen uygulamadan kaldırılmıştır. Böylece ülke yeniden, Padişahın salt egemenliği altına girmiştir. Abdülhamit, Meclisin yeniden toplanması ve meşrutiyet yönünde yeniden başlayan çabaları kısa sürede yok etmiş, Anayasanın 113. maddesini işleterek, büyük bir tehlike olarak gördüğü ve sürgüne gönderdiği Mithat Paşa’yı 7 Mayıs 1884’de boğdurtmuştur.

İlk meşrutiyet denemesi böylece sona ermiş ve Osmanlı İmparatorluğu, 1909 yılma kadar süren, yeniden bir istibdat dönemine girmiştir.

Hadi Paylaş!Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Share on RedditPin on Pinterest

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir