Erotizm Nedir? Yasaklamaları Hazzı ve Sanatı

Cinsel etkinliğin özel bir biçimi (bu sözcük Eski Yunan mitolojisindeki aşk tanrısı Eros’un adından gelir). Üremeye ilişkin cinsel etkinlik, cin­selliği olan hayvanlarda ve insanlar­da ortaklaşa bir etkinliktir; ama yal­nızca insanlar, cinsel etkinliklerini erotik bir etkinlik haline getirebilir­ler. Erotizm, ruhsal yaşamı cinsel edimle ilişki haline getirmesi bakı­mından hayvansal cinsellikten ayrı­lır. Ama insanların cinsel etkinliği­nin kesin biçimde erotik olduğunu sanmak yanlıştır. Cinsel etkinlik, ge­lişmiş ve karmaşıklaşmış, hayvansallıktan kurtulmuş olduğu zaman ero­tiktir.

ÜÇ YÜZLÜ BİR EROTİZM

Fransız yazarı Georges Bataille, ero­tizmin üç farklı biçimi olduğunu ileri sürmüştür: Beden erotizmi; kalp ero­tizmi; kutsal erotizm. Bunların ilk iki­si kolayca anlaşılan şeylerdir; ama kutsal erotizm için aynı şey söylene­mez. Kutsal erotizm insanların, do­laysız gerçeklerin ardındaki bir öte- dünyayla kaynaşması durumudur ve Batı’da, Tanrının aranması, daha doğrusu sevilmesi olarak ortaya çık­mıştır; Eflatun (İ.Ö. IV. yüzyıl), yük­sek Eros ile alçak Eros, tanrısal aşka götüren tanrı ile insanın üremesini sağlayan tanrı arasında ayrım göze­tir.

Nesnesi, dolaysız gerçekliğin ötesin­de yer alan kutsal erotizm, kutsal bir öğeyi sevmekten çok daha yaygın ve daha az rahatsız edici olan, Tanrı sev­gisine indirgenemez. Sözgelimi hin- du dini, çeşitli erotizm biçimlerinin art arda geldiğini ileri sürer ve bu di­ne göre, mistik yaşantı, beden erotiz­mini olanaklı kılan koşullar ortadan kalktığı zaman, yani yaşlılıkta ve ölü­me yaklaşıldığında gerçekleştirilebi­len bir şeydir.

Genel kullanımda erotizm sözcüğü, bedensel aşkı dile getirir. Erotizm, dı- şarda bulunan ve istenen bir nesneye yönelir; bu nesne erotizmden farklı­dır; ama erotizm ona dayanır. Bir nes­nenin seçimi, her zaman bireyin kişi­sel zevklerine bağlıdır; burada, iç varlığımızı etkileyen yakalanmaz bir yan, bir nesnel nitelik söz konusu­dur.

HAYVANIN SONA ERDİĞİ YER

Erotizm, hayvanın sona erdiği yerde başlar, ama temeli gene de hayvansallıktır. Hayvansallık, erotizmde öylesine ağır basar ki, çoğunlukla bu terim ile erotizm arasında sürekli bağlantı kurulur. Erotizmle bağlantı­lı olan fiziksel cinsellik ile erotizm arasındaki bağıntı, beyin ile düşünce arasındaki bağıntı gibidir. Aynı bi­çimde, fizyoloji de, her zaman dü­şüncenin nesnel bir temelidir. En ka­tışıksız biçiminde estetik heyecana yönelmesine karşın, erotizm, sık sık müstehcenlik ve pornografiyle karış­tırılır.

YASAKLAMALAR

Erotizmde, cinsel zevk ile yasaklama­nın birbirine iyice karışması söz ko­nusudur. İnsanoğlunun cinsel davra­nışı, belli kurallara ve kısıtlamalara bağlanmıştır. Hattâ, insanoğlunun, davranışı, ölümüne ve cinsel birleşi­me ilişkin yasaklara boyun eğen bir hayvan olduğu ileri sürülebilir. Bu her iki durumda da tepkisi, öbür hay­vanların tepkisinden farklılık göste­rir. Söz konusu yasaklamalar, zama­na ve yere göre değişir; cinsel özgür­lüğe karşı çıkan yasaklama genel ve evrenseldir; özel yasaklarsa onun de­ğişken yanlarıdır.

Yakın akrabayla cinsel ilişkinin ya­saklanması, etnologların dikkatini en çok çekmiş evrensel bir yasadır. Bu tür cinsel birleşmenin yasaklan­ması, serbest bırakıldığında toplulu­ğun düzenini bozabilecek olan bir aşırılığın kısıtlanması gereksinimi­ne yanıt vermektedir.

Cinsel birleşmeye girişilmemesi ge­rekenlerin kimler olduğu da toplum- lara göre değişiklik gösterir. Genel­likle, doğduğumuz sırada aile yuva­sında yaşayanlarla birleşmede bu­lunmamız yasaklanmıştır. Öbür ak­rabalar konusunda toplumlara göre büyük değişiklik görülür. Claude Le- vi-Strauss, LosStructures elementai- res de la parente’de (Akrabalığın Te­mel Yapıları, 1949), yakın akrabayla cinsel ilişki yasağının, belli bir toplu­mun farklı erkek grupları arasında kadınların bölüşülmesini belirleyen çok karmaşık toplumsal yükümlü­lüklerin olumsuz bir karşıt-bölümü olduğunu göstermiştir. Her ne olursa olsun bu yasaklama, insanı, içgüdü­ler alanından çekip alarak, kültür ala­nına sokar.

SEVME HAZZI VE SANATI

Erotik edebiyatın büyük bölümü, yalnızca haz ilkesine dayanır ve yaza­rın, bedensel aşkı anlattığı zaman duyduğuna benzer bir heyecanı oku­ra duyurmak amacını güder. Bu dü­zeyde bile, erotik edebiyat, pornogra­fiden ayrılır. Çünkü, müstehcen ya­zıların ve görüntülerin üretilmesi de­mek olan pornografide, yazarın oku­ra böylesine bir öznel yönelişi yoktur ve başlangıçta bir heyecan duyması da gerekli değildir. Her tür toplumsal ve kutsal özellik dışında, sapıklık kavramı da söz konusu olmaksızın, salt duyuların verdiği tadı açıkla­mak, putataparlık kaynağından esin­lenen erotik edebiyatın temel özelli­ğidir. Bu edebiyat, okuru, bir “sevme sanatı”m, bedeninden tat alma ve be­densel aşkla yaşama, bu aşk için ya­şama sanatını keşfetmeye çağırır. Çok yalın ve tekdüze olan bu edebi­yatın ilgi çekici yanı her şeyden önce, öykücünün ya da ozanın sanat yete­neğine bağlıdır.

Batı dünyasında, hıristiyanlığm, be­densel hazzı kötülük sorunuyla iliş­kili duruma getirirek erotizmi “ilgi çekici” kıldığı söylenebilir. Böylece, erotik edebiyatta, bir acı çekme ve la­netlenme konusu ortaya çıkmıştır. İnsanoğlu, bedensel aşkta kendini bütünüyle yitirdiğini, manevi kurtu­luşunu tehlikeye düşürdüğünü dü­şünmektedir. Böylece haz, umutsuz­luktan ve kabahatlilik duygusundan ayrılmaz ve bu duygular, hazzı zayıf­latmak yerine pekiştirir, temel bir sa­pıklığa dönüştürür ve göstermecilik (teşhircilik), fetişizm, röntgencilik, hayvanca davranış, özellikle de ma­zoşizm ile sadizm buradan kaynakla­nır. Sade’da ve ondan etkilendikleri­ni söyleyen birçok modern yazarda, insanoğluna kabul ettirilmiş metafi­zik sınırları çiğneyip aşarak hıristi- yanlığa ve yasaklamalarına karşı çı­kan şey, işte bu cinsel sapıklıklardır.

EROTİZM VE YIKICILIK

İnsan ile Tanrı arasındaki olumsuz bir ilişkiyi yansıtması bakımından mistik deneyime yaklaşan bir erotiz­min dile getirildiği bu edebiyatın ya­nı sıra, bir başka edebiyat, erotizmi, müstehcenliği, toplumsal ve ahlak­sal yasaklara karşı bir silah olarak kullanır. Yergiciler, dinsizler, XVIII. yy. felsefecileri, gerçeküstücüler bu yolla, erotizm ile yıkıcılık arasında bir bağ kurmuşlardır.

‘Çağdaş Batı edebiyatlarında, cinselli­ğin ve “özgür birleşme”nin yüceltil­mesi, özgürlüğün sınır tanımaz bir biçimde istenmesini ve her çeşit bas­kı karşısında bireyin özgür varlığını ortaya koyması eğilimini dile getirir. İçgüdü ile sapıklığı, haz ile lanetlen- meyi özdeşleştiren ve cinselliği suç­layan hıristiyan erotizmiyse, cinsel ilişki edimine hemen hiç yer vermez gibidir. Böylece, erotik sürecin önce zihinsel, daha sonra da yazı olarak or­taya konması, kabahatlilik duyan bir isteğin bütün evrelerini kapsayan ve yücelten sapık bir törensellik ve in­san ruhuna musallat bir düşünce ha­line gelir: Kendi kendini doyurma, röntgencilik, kıskançlık, acı çekme özlemi, kılık değiştirme, gizem ve ölümden tat alma, bunun örnekleri­dir. Öz bakımından dinsel olan bu erotizm, modem edebiyatta görüldü­ğü gibi, hiçbir dinsel inanca da bağlı olmayabilir. Temelini sado-mazo- şizmden alan bu tür bir erotik edebi­yatta, tiyatroya benzer bir yan vardır ve alman sapık haz, cinsel edimden değil, hareketlerden, sözlerden, ak­sesuardan, dekordan, bazen de en­gellerden kaynaklanır. Acı (kırbaçla­ma, ırza geçme, yaralama), küçük düşme, kılık değiştirme (kürkler, maskeler, iç çamaşırları), sapıklık, is­teğin öznesini uzaklaştırarak ikileşti­ren ayna gibi temalar, yazarın “fantasma”larını evrenselleştirerek dile getirir.

Hadi Paylaş!Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Share on RedditPin on Pinterest

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir