Faransa Tarihi Devrim Sonrası 1993’e kadar olan dönem

Faransa Tarihi Devrim Sonrası, Eski Rejim’in (Ancinn Rcgime) içinde bulunduğu mali, toplumsal ve siyasal bunalımın boyutlarıyla kaçınılmaz hale gelen etatsgencraux’rıun toplanması 1789 Devrim patlamasıyla sonuçlandı. Etats generaux’nun Kurucu Millet Meclisi’ne (1789-1791) dönüşmesiyle uç vermeye başlayan patlama, 14 Temmuz 1789’da Paris halkının mutlakiyetin simgesi Bastille hapishanesini ele geçirmesiyle doruğa ulaşan şiddetli kent ayaklanmalarıyla sürüp gitti ve 4 Ağustos 1789 gecesi Meclis’i feodalite rejimini kaldırmaya zorlayan köylü devrimiyle kırsal kesime de yayıldı. İnsan ve Yurttaşlık Hakları bildirgesinde eylem ilkelerini açıkça ortaya koyan Kurucu Meclis yeni Fransa’yı örgütledi ve meşruti bir krallık rejimi kuran bir anayasa (1791) hazırladı. Burjuvaziyi temsil eden Kurucu Meclis aslında Devrim’i durdurmak eğilimindeydi ama, karşılaştığı mali ve dinsel güçlükler ve 20 Haziran 1791 de kralın kaçma girişiminin uyandırdığı huzursuzluk bunu engelledi. Meşruti krallık denemesi fazla uzun sürmedi; Bozgunların izlediği 20 Nisan 1792 savaş ilanı, iktisadi ve toplumsal durumun ağırlaşması sonunda meşruti krallık düştü (10 Ağustos 1792), yeni bir karışıklıklar dönemi başladı (Eylül 1792’deki kıyımlar). Yasama Meclisi yerini ülkeye yeni bir anayasa kazandırmak amacıyla seçilen Ulusal Konvansiyon’a bıraktı. Yeni meclis,Valmy yenilgisi sayesinde, işgal tehlikesinin atlatıldığı 20 Eylül 1792 günü kuruldu. Bu, Birinci Cumhuriyet’in başlangıcıydı.

19 Ocak 1793’te Louis XVI’nın, birinci koalisyonun oluşumuna ortam hazırlayan, mahkûm edilmesi ve giyotinle öldürülmesinin ardından, Fransa’nın yaşadığı en ağır bunalımlardan biri başladı. 2 Haziran 1793’te jirondenlerin etkisiz kılınmalarından sonra Montanyarların (Dağlılar) etkisiyle halkın kurtuluşu yönünde önlemler alan ve devleti Terör’le yöneten Konvansiyon rejimi, bu bunalımı dizginledi.

Krallık yanlısı ayaklanmalar bastırıldı; enflasyon durduruldu, bu arada yabancı istilası da püskürtüldü. 26 Haziran 1794’t’e kazanılan Fleurus zaferi üstüne Robespierre’in zorla kabul ettirmek istediği Terör rejiminin sürdürülmesinin artık haklı bir yanı kalmamıştı. Robespierre 9 Thermidor’da (27 Temmuz 1794) Konvansiyon tarafından devrildi: Robespierre’in düşürülmesiyle demokrasi eylemi bir duraklama geçirdi. Böylece, bir burjuva cumhuriyeti olan Direktuvar (1795-1799) rejimini kuran bir tepki dönemi başlamış oldu. İç çelişkilerini darbelere girişmeden çözemeyen, dıştaysa yayılmacı bir siyasete atılmış olan rejim, iktidarı Bonapart’a bırakan 18 Brumaire darbesiyle yıkıldı.

marsiyada halk şenliği

KONSÜLLÜK VE İMPARATORLUK

XVIII. yıl Anayasasının kendisine verdiği sınırsız yetkileri kullanan Bonapart, önce ülkeyi yeniden düzenleyerek işe başladı, burjuva toplumunu güçlendiren kurumları örgütledi. 1801 konkordatosunun imzalanmasıyla Papalıkla ilişkiler düzeldi ve bir barış ortamı sağlanmış oldu. 1804’te İmparatorluk yönetimine geçiş, otoriteye dayanan bu kararlılığa despotça bir hava getirdi. Napolyon, devleti aydın bir zorba olarak yönetti, ama iç siyasetteki gelişmeler sürekli bir savaş durumuyla sarsıntı geçiriyordu.

Devrim savaşlarının bir uzantısı olan ve Fransa’yla İngiltere’yi birbirine düşüren anlaşmazlık, Napolyon’un tutkularıyla genişledi. Amiens ateşkes anlaşmasından (1802) sonra 1803’te çatışma yeniden başladı. Karada galip gelen Napolyon, fetihlerini Niemen’e kadar sürdürdü ama denizde Trafalgar’da (1805) yenik düştü, İngiltere’yi kıta ablukası uygulayarak iktisadi açıdan yenik düşürmeyi denedi. Daha sonra bütün kıtayı denetimi altına almaya kalkıştı ama, Rusya’da uğradığı büyük bozgun.genel bir koalisyonun doğmasına yol açtı (1814 ve 1815); Yüz Gün dönemiyse dönüşü olmayan bir girişimdi.

RESTORASYON DAN İKİNCİ İMPARATORLUĞUN DÜŞÜŞÜNE

Eski düzenin yeniden kurulması girişimi, Louis XVIII ve Charles X’un krallıklarının bunun yetersizliğini açığa çıkarması yüzünden 1830 bozgunuyla son buldu.Olaylardan kârlı çıkan burjuvazi, Temmuz krallığı döneminde iyice gelişti. Kapitalist, ama korumacı, liberal görüşte ama gerçekte demokrasi ülküsüne kapalı olan burjuvazi, devletten kendisine halkın jandarmalığı görevini.vermesini istedi ama, burjuvazinin sanayi devrimine katılmadığı ve Fransa’nın bu alanda İngiltere karşısında geri kaldığı görüldü.

1848 Devrimi sonucu iktidar yeniden halkın eline geçti ve yeniden Cumhuriyet kuruldu; bu da pek uzun sürmedi, çünkü Haziran 1848’de işçi sınıfının ezilmesinden sonra, rejim tutucu bir siyasete yöneldi ve 2 Aralık 1851 darbesiyle yok oldu. Bir yıl sonra Louis Napoleon Bonaparte, imparatorluğu yeniden kurdu.Otoriter nitelikte olan 1860’tan sonra liberal yolda gelişen İkinci İmparatorluk, iktisadi kalkınmada daha da parlak bir dönem oluşturdu. Kredilerin gelişmesi, demiryollarının açılması, serbest değişimin (mübadele) kurulması, Paris’i güzelleştirme çalışmaları, kısaca her Şey Fransa’nın sanayi çağına girmesine yönelikti. Bu açıdan, İkinci İmparatorluk’un önemi, 1789 Devriminin siyasal düzendeki öneminden daha az değildi. Ama, düşüncesizce girilen 1870 savaşı, rejimin düşmesine ve üçüncü kez Cumhuriyet’in gelmesine yol açan Sedan yenilgisiyle son buldu.

ÜÇÜNCÜ CUMHURİYET

Ulusal bir bozgundan doğan, Almanya tarafından ezici bir barış anlaşması imzalamaya zorlanan, 1871 Paris Komünü dönemiyle sarsıntı geçiren, tek düşüncesi krallığın yeniden getirilmesi olan krallık yanlısı bir çoğunluğun egemenliğindeki Üçüncü Cumhuriyet, ancak 1879’da tam olarak cumhuriyetçilerin eline geçti. Salt çoğunluğu ellerinde bulunduran ılımlı cumhuriyetçiler, ülkeyi 1899’a kadar yönettiler. 1899-1911 arasında iktidar, özellikle 1905’te Kilise ile Devlet’in ayrılması yönünde oy kullanan radikallerin, 1911’deyse yeniden ılımlıların eline geçti.

Birinci Dünya savaşının bitiminde, belirsiz bir iktisadi kalkınmayla aynı yıllara rastlayan bir hükümet bunalımları döneminin ardından, 1925’ten sonra iktisadi gelişme dönemi başladı. 1929 bunalımıyla, söz konusu gelişme son buldu. Bunalım, Fransa’yı çok daha sonraları etkilemekle birlikte, 6 Şubat 1934 ayaklanması gibi çeşitli huzursuzluklara da temel oluşturdu. Ulusal birlik hükümetinin kurulması da sorunlara bir çözüm getirmedi ve önerilen (yürütme gücünün artırılması) ya da uygulanan (deflasyon siyaseti) kalkınma önlemleri, Halk Cephesi koalisyonunun başarı kazanmasıyla sonuçlandı. Toplumsal içerikli reformlar getiren Halk Cephesi de bir süre sonra dağıldı. İkinci Dünya savaşı patlak verdiğinde içteki durum belirsizliğini hâlâ sürdürüyordu.

IV. VE V. CUMHURİYETLER

1939 yenilgisi III. Cumhuriyet’in sona ererek, yerine Mareşal Petain’in başkanlık ettiği ve Vichy’de yerleşen bir Fransız devletinin kurulmasına neden oldu. Ulusal devrimden esinlenen ama faşizmden etkilenmiş ve temelinde Cumhuriyet’e karşı olan bu rejim (işgalcilerle işbirliği yaptığı görüldü) 1944’te yerini Cumhuriyet’i yeniden kuran general de Gaulle’ün geçici hükümetine bıraktı. Bir meclis rejimi üstüne kurulu olan IV.Cumhuriyet, önemli başarılar elde etti; Ülkenin yeniden kurulması; gerçek bir iktisadi kalkınma; Fransız-Alman barışı. Buna karşılık, rejim, bakanlıklar düzeyinde görülen sürekli bir bunalımla karşı karşıyaydı ve önce Çinhindi’ne, daha sonra da Cezayir’e bağımsızlıklarını kazandıracak tutarlı bir siyaset izlemeyeceğini açıkça ortaya koydu. Bu nedenle söz konusu rejim 1958’de son buldu. İktidara general de Gaulle’ün dönüşü, cumhurbaşkanının yetkilerinin çok açık biçimde artırılmasıyla dikkati çeken V. Cumhuriyet’in kurulmasıyla sonuçlandı. V. Cumhuriyet’le Cezayir savaşına son verildi, ayrıca ulusal bağımsızlık üstünde duruldu. Bunun sonunda Avrupa siyasetinde bir değişiklik belirdi, iktisadi alanda IV. Cumhuriyet’in eğilimleri olduğu gibi bırakıldı ve sanayi üretimi yolunda çok büyük atılımlara girişildi. Ama, gelişmenin eşit olmayan dağılımı, devlet başkanının otoritesini sarsan Mayıs 1968 olaylarına yol açtı. 1969’da yapılan halkoylaması sonucu, De Gaulle görevinden ayrılarak yerini Georges Pompidou’ya bıraktı. Pompidou’nun ölümünden sonra (1974) cumhurbaşkanlığına Valery Giscard d’Estaing seçildi. 1981’de cumhurbaşkanlığı seçimlerini François Mitterrand kazandı, böylece sosyalist partinin iktidara gelmesiyle Fransa’nın siyasal görünümü değişirken, ağır iktisadi sorunların da sürdüğü ğörüldü.

1983 Martında yapılan yerel seçimlerde ve 1984 Temmuzunda yapılan Avrupa Parlamentosu için seçimlerde sol partilerin oylarının sürekli gerilemesi üstüne istifa eden başbakan Pierre Mauroy’un yerine, başbakanlığa gene Sosyalist Parti’den Laurent Fabius atandıysa da, bir önceki hükümete 4 milletvekili vererek katılmış olan Komünist Partisi’nin, Fabius hükümetinden desteğini çekmesi, Sosyalist Parti’nin işini güçleştirdi. 1986 Martında yapılan genel seçimlerdeyse, sol partilerin yeniden önemli ölçüde oy yitirmeleri üstüne, sağ partiler koalisyonu çoğunluğu elde etti ve Sosyalist Cumhurbaşkanı Mitterrand, sağdaki Cumhuriyet İçin Birlik Partisi başkanı Jacques Chirac’ı başbakanlığa getirmek zorunda kaldı (20 Mart 1986); bu arada Jean-Marie Le Pen’in aşırı Sağcı Ulusal Cephe Partisi de meclise girmeyi başardı. Bu yeni dönemde bir yandan iktisadi liberalizm ve pazar iktisadına ağırlık verilirken, bir yandan da, toplumsal barışın korunmasına ilişkin önlemler alındı; özelleştirmeler hızlandırılıp, ücret artışları durduruldu. Bunun doğal sonucu da kamu kesiminde grevlerin yaygınlaşması oldu. 1988 Mayısında, Jacques Chirac’ın da adaylığını koyduğu cumhurbaşkanlığı seçimlerini yeniden François Mitterrand’ın kazanması üstüne, J. Chirac başbakanlıktan istifa ederken, yerine Sosyalist Parti’den Michel Rocard atandı. Bu arada François Mitterrand, Meclis’i feshederek, yeni seçimlere gidileceğini açıkladı. 5 ve 12 Haziran 1988’de yapılan seçimlerde hiçbir parti mutlak çoğunluğu kazanamazken, oyların % 48,66’sını alan Sosyalist Parti yeniden birinci parti durumuna geldi ve M. Rocard hükümeti, görevi sürdürdü. Körfez Bunalımı sırasında B.M. kararı uyarınca bölgeye gönderilen kuvvete, Fransa’nın A.B.D’den sonra en çok asker gönderen ülke olmasını pek istemeyen Rocard’ın istifa etmesi üstüne, yerine getirilen (15 Mayıs 1991) Edith Cresson (Fransa’nın ilk kadın başbakanıydı) da, 1992 Martında yapılan yerel seçimlerde Sosyalist Parti’nin gerçek bir bozguna uğraması üstüne, istifa etmek zorunda kaldı ve yerine, gene Sosyalist Parti’den Pierre Beregovoy atandı (1992 Nisanı).

Hadi Paylaş!Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Share on RedditPin on Pinterest

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir