Felsefe Tarihi Eski Yunan Felsefesi

Felsefe Tarihi

Burada felsefe tarihini oluşturan büyük öğretilerin bir özetini verme­yecek, yalnızca, her dönemin genel sorunsalına, düşüncenin önemli deği­şikliklere uğradığı düzeylere ve belir­leyici etki yapmış felsefecilere değineceğiz.

Eski Yunan Felsefesi

İ.Ö. V. yy’a kadar ve İonialı doğa fel­sefecileriyle birlikte felsefe, madde­sel dünyayı inceleme konusu olarak aldı ve temel bir ilkeye ulaşarak açık­lamaya yöneldi. Bu ilke, Thales’e göre su, Anaksimandros’a göre toprağın, suyun, havanın ve ateşin kaynaklan­dığı sonsuz, Efesli Herakleitos’a göre yalnızca ateştir. Söz konusu araştır­malarla birlikte, sağlam bir düzenin egemen olduğu bir çeşit adaletin de bulunduğu Evren düşüncesi ortaya konmuştur. Bu, insan ölçüsünde bir dünyadır; ereklilik (Anaksagoras), tinsellik taşır ve bir ruhu vardır. Bu arada yalnızca atomcu Leukippos ve Demokritos, daha sonra da Epikuros, günümüzdekinin öncüsü olan salt bir mekanist fizik öğretisi ortaya koy­muşlardır.

Felsefe, Sokrates’in (İ.Ö. 468-İ.Ö. 399) ve ünlü öğrencisi Eflatunun (İ.Ö. 429-İ.Ö. 347) çabalarıyla doğ­muştur. Bu çabaların amacı, “insan her şeyin ölçüsüdür” diyen ve hem savın, hem de karşı-savm aynı başa­rıyla kanıtlanabileceğini ileri süren Protagoras, Hippias ve Prodikos gibi sofistlerin çıkarcı kuşkuculuğuna yanıt vermektir. Buna karşıt olarak, eflatuncu diyalektik, mutlak değerle­rin egemen olduğu İdealar dünyasına ruhun yükselmesini sağlayan sağlam ve tutarlı bir yöntemdir. Söz konusu mutlak değerler, İyilik, Adalet ve Güzelliktir. Gerçekten kopmuş İdea kuramının eleştirilmesi, Aristoteles’i (İ.Ö. 384-İ.Ö.322), modem kavram kuramıyla birlikte bilimleri XVII. yy’ a kadar egemenliğinde tutan bir man­tık yaratmaya yöneltmiştir.

İlk siyasal ve ahlaksal kuramlar da, felsefeyle birlikte doğmuşlardır. Siyasal yaşamın çerçevesi site’dirve Eflatun’dan sonra felsefe, bir yandan da, kusursuz bir sitede gerçekleştiril­mesi gerekenin araştırılmasıdır. Devlet’te, bu siteyi, kral- felsefeciler aristokrasisinin İyilik İdeası uyarınca yönetmesi öngörül­müştür. Bireyi çoğunlukla devletin karşısına diken modern düşünür ve yazarların tersine, Eski Yunanlılar, insan ruhunu ve siteyi benzer gerçek­ler olarak ele almışlardır. Ruhtaki adalet, sitedeki adalet için elverişli koşullar hazırlar ve bunun tersi de doğrudur. Bunun sonucu da, ahlak ile siyaset arasında çok sıkı bir bağ bulunduğu ve her ikisinin de, insanla­rın elde edebileceği bir mutluluğu amaç aldıklarının düşünülmesidir. Hıristiyanlığın öfkelenerek bir yana attığı temel düşünce, yani erdem ile mutluluğun çakıştığı ve kusursuzluğa bu dünyada ulaşılabileceği düşün­cesi, Eski Yunan’da benimsenmiş bir görüştür ve özellikle stoacılık, insan­ların akıl dolayısıyle eşit olduklarını ileri sürerek, bu görüş üstünde önemle durur.

Böylece felsefe, gerçek bir tanrıbilim ortaya koyarak, halk inançlarından yavaş yavaş sıyrıldı. Pythagorasçı- lık, orpheusçuluk öğretisinden ruh- göçü inancını aldı; Buna göre, varlık derecelerinde yükselmesi için, ruhla­rın kendilerini arındırmaları gerekli­dir. Ksenophanes (ve Elea Okulu), mitoloji dünyasını aştı ve Tanrryı, tek, hareketsiz, zekâsı olan bir varlık olarak düşündü. Eflatun, Devlet’te, Homeros’un tanrıların yaşamına iliş­kin “ahlaka uymaz” açıklamalarını şiddetle eleştirdi. Maddeci Epikuros (İ.Ö. 341-270), insanlar ile tanrılar arasındaki bağları kopararak, tanrı­ların mutlu ve bütün gereksinimler­den sıyrılmış olduklarını söyledi. Stoacılık, Alınyazısının ya da Tanrı’ nın her olayın arkasında olduğunu söyleyerek ve bilgeliği, onun buyruk­larını neşe içinde kabul etmek haline getirerek, bu arındırmayı sonuna ulaştırdı.

Kuşkucularsa,hocaları Pyrrhon’la bir­likte, bütün dogmacı düşünceleri sert ve sağlam bir eleştiriden geçirerek felsefecileri kanıtlarını zenginleştir­mek ve kesinleştirmek zorunda bıraktılar.

Sonraki yüzyıllar boyunca felsefe, özellikle Plotinos’ta (205-270) ve yeni – eflatunculukta görüldüğü gibi Doğu gizemciliğini de işin içine kata­rak, bu sorunsalı zenginleştirmeden ele almayı sürdürdü. Aziz Augustinus’sa (354-430) Eski Yunan felsefesi ile hıristiyanlık arasında birleştirici çizgiyi oluşturdu.

Hadi Paylaş!Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Share on RedditPin on Pinterest

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir