Fenomenoloji Nedir?

Fenomenoloji Nedir? Terimi ortaya atan Hegel’e göre, fenomenoloji, “bilincin bilimi”dir. Daha sonra, fenomenoloji terimiyle, Husserl’in (1859-1938) araştırmalarından doğan ve insan bilinci ile etkinliklerinin sağlam biçimde betimlenmesine dönülerek, insan bilimlerinin göreliliğini aşmaya yönelen geniş bir felsefe akımı belirtilmiştir.

Hegel’in Fenomenolojisi

Hegel Die PhaenomenologiedesGeistes (Tinin Fenomenolojisi, 1806) adlı yapıtında fenomen sözcüğünün kök anlamından yola çıkar ve fenomenin, daha önce gizli ve örtülü olan bir şeyin açıkça ortaya çıkması demek olduğunu söyler. Hegel bu kitabında, bilginin oluşumunu, kendinde ve kendi için bilinçten kendi-bilince; bundan akıla, akıldan kültür ve ahlâklılık olarak ortaya çıkan tine, tinden dine, oradan da mutlak bilgiye geçişi açıklar. Duyusal kesinlikten mutlak bilgiye ve felsefeye götüren değişim ve oluş, tinin kendisine döndüğü mutlak bilgi bireşiminde ortadan kalkan kuşkulardan ve umutsuzluklardan, tedirginliklerden ve mutsuzluklardan geçer.

Husserl’in Fenomenolojisi

Husserl, felsefesini ve yöntemini belirtmek için fenomen teriminin en geniş anlamına dayanır. Bu anlama göre fenomen, bir felsefe ya da bilim kuramının bize verdiği bilgilere karşıt olarak, “şey”in olduğu gibi ortaya çıkması ve kendini göstermesi demektir. Bu açıdan Descartes’a dayandığım söyleyen Husserl’e göre, “gerçekten felsefeci olmak isteyen kişi,’yaşamında en az bir kez’,kendi içine kapanmalı ve o zamana kadar kabullenilmiş bilimleri hiçe sayarak yeniden kurmalıdır. Felsefe (bilgelik), bir bakıma, felsefecinin kişisel bir işidir; kendi felsefesi, kendi bilgeliği, kendi bilgisi olarak kurulmalıdır (evrensel olmaya yönelse de); kendi­sinin edindiği bir şey olmalıdır ve mutlak sezgileri üstünde temellene­rek, kökeninden bütün öteki aşama­larına kadar doğrulanabilmelidir.” Bundan ötürü, çıkış noktasının kök­tenciliğini bir ilke olarak kabul etme­miz ve “her birimizin, kendi için ve kendinde, o güne kadar kabullenilmiş inançları, özellikle de bilimin doğru­larını, veri olarak kabullenmeden işe başlamamız gerekir(Meditations cartesiennes [Descartesçı Düşünceler], 1932) Aslında, fenomenoloji, adını, tasarı­sından alır, yani “şeylerin kendisine dönmek” ve onları, bilince göründük­leri biçimde betimlemek ister; bunu yaparken de, o günkü bütün bilgiler­den ve önyargılardan sıyrılmaya yönelir.

Bundan ötürü fenomenoloji, her şey­den önce bir betimlemedir. Sartre, bu girişimi, alt başlığı Essai d’ontologie phenomeno!ogique (Fenomenolojik Varlıkbilim Denemesi) olan L’Etre et le neant’da (Varlık ve Hiçlik, 1942) göstermiştir. Dolayısıyle, fenomeno­lojik indirgeme, özne dışındaki varlı­ğını ve ortaya çıkmasma yol açan nedenleri irdelemekten kaçınarak, dış ya da iç dünyanın şu ya da bu herhangi bir nesnesini, katışıksız bir fenomen olmaklığına (“fenomenliği “indirgeme”ye yönelir. Sözgelimi, bir ağacı, o ağacın bilince göründüğü biçimiyle betimler ve buna bağlı ola­rak ağacın bilincini de betimler; ama burada, ele alınan nesneyi, bir varsa­yım olarak, elden geldiğince çeşitlen­dirmek ve bunu, söz konusu nesnenin kendisini kuran özü sezgiyle kavra­yana kadar sürdürmek de gerekir. Husserlci fenomenolojide, “yönelim” (bilincin yönelişi) kavramı önemli bir yer tutar. Husserl, bilincin gerçekleştirdiği edim ya da yönelim ile bilincin nesnesini ya da yönelimsel nesneyi (fenomenoloji yöntemi, bilincin dışında bu nesnenin “gerçek” bir var­lığı olduğunu ileri sürmeyi ya da red­detmeyi yasaklar) her zaman birbirinden ayırt etmiştir.

Kesin anlamıyla, bir öğreti ve yöntem olarak Husserl’in felsefesini belirten fenomenoloji, çağdaş düşünceyi önemli ölçüde etkilemiştir ve hâlâ da etkilemektedir: Heidegger, Husserl’in öğrencisidir ve Max Scheler, Paul Ricoeur, Merleau-Ponty, Sartre, Derrida gibi birbirinden çok farklı felse­feciler, çeşitli bakımlardan, fenomenolojiye dayandıklarını belirtmişlerdir.

İnsan bilimlerinde, yaşanan insansal bir durumun, her çeşit kuram ve inanç dışında ayrıntılı olarak betimlenmesine “fenomenoloji çözümlemesi” denir. Sözgelimi, din fenomenolojisi, dindarın bilincine nasıl göründüğünü ortaya koymak amacıyla, Tanrı’nın gerçekten var olup olmadığı sorusunu bir yana bırakır.

Hadi Paylaş!Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Share on RedditPin on Pinterest

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir