Gürcistan

Asya’da devlet (1991’e kadar eski S.S.C.B’yi oluşturan federal cumhuriyetlerden biriydi).

Karadeniz ile Hazar Denizi arasındaki kıstağın batı kesimine yayılmış olan çok uluslu Gürcistan Cumhuriyeti (S.S.C.B. döneminde özerk cumhuriyetler olan Abhazya, Acaristan ve Güney Osetya’yı da içerir), kuzeyde Rusya Federasyonu, doğuda Azerbaycan, batıda Karadeniz, güneybatıda Türkiye, güneydoğuda Ermenistan’la sınırlıdır.

Gürcistan Coğrafyası

Tepelerden ve iç havzalardan oluşan Gürcistan toprakları üstünde birbirinden farklı üç bölge seçilir: Kuzeyde Büyük Kafkas’ın (Kafkas dağları) güney yamacı; ortada Suramski sıradağları; güneyde Transkafkasya dağları ya da Küçük Kafkas. Batıda bataklık ovalarla Karadeniz’e açılan Gürcistan’da kışları yumuşak, yazları sıcak ve nemli geçen astropikal bir iklim egemendir. Karadeniz’den gelen bol yağışlar (yılda 1-2,5 m), ülke topraklarının engin bir bitki örtüsüyle kaplanmasını sağlamıştır.

Gürcistan Tarihi

Coğrafi konumu olduğu kadar, nüfusu ve diliyle de farklı özellikler gösteren Gürcistan, kökeni Î.Ö. III. binyıla kadar uzanan uygarlık ve kültürüyle özgün bir ülkedir. Çağlar boyunca, birçok insan topluluğuna sığınak olmuştur. Hint-Avrupalıların gelmesinden önce Avrupa’yı işgal eden halkların (Basklarla birlikte) son temsilcileri olan Eski Kafkasyalılar, Gürcistan’da çoğunluktadır (Hint-Avrupa dillerinden çok farklı olan gürcü dili, baskçayla benzerlikler gösterir). Eski Yunanlıların kıyılarında (o dönemde Kolhida deniliyordu) sömürgeler kurdukları Gürcistan, Roma İmparatorluğu döneminde, Roma İmparatorluğu’nun çevre eyaletlerinden biri oldu. Daha soma Persler tarafından işgal edildi; ardından da Selçuklu egemenliği altına girdi. Kraliçe Tamara döneminde (1184- 1212) altın çağını yaşayan ülke, daha sonra Cengiz Han’ın Moğol ordusunun (1222’den başlayarak) ve Timurlenk’in (1386’dan sonra) saldınlarına uğradı. 1453’te, Osmanlıların İstanbul’u aldıkları tarihte, Gürcistan, hıristiyan Batı dünyasından koptu ve değişik dönemlerde Türklerin, hanlıların ve Rusların arasında çekişme konusu oldu. XVIII. yy. sonlarında ve XIX. yy’da Rus İslavlarının egemenliği kesinleşti. Sanatta, ticarette, iş alanında gelişmeler oldu; ama bu ilerlemelere karşın, köylüler ve yeni işçi sınıfı büyük bir hoşnutsuzluk içindeydi. Bunun nedenlerinden biri de, Aleksandr III’ün (1881-1894) azınlıkları ruslaştırma ve özümleme isteğiydi. Ne var ki, İslavlar, Gürcistan’da hiçbir zaman köklü bir egemenlik kuramadılar. 1917-1921 yıllarının kargaşalı döneminde, Rus karşıtı duygular yeniden alevlendi; Gürcistan bir kez daha bağımsızlığına kavuştu. Ama Sovyetler egemenliklerini sağlamlaştırdıktan soma, 1920’de Gürcistan, Ermenistan ve Azerbaycan’ı kapsayan üç cumhuriyetli bir Transkafkasya Federasyonu kuruldu; 1936’daysa her biri federal bir statüye kavuştu.

İkinci Dünya savaşında, Gürcistan Almanlar tarafından işgal edildi (1942). 1952’de Komünist Partisi içinde başlatılan geniş çaplı bir temizlik hareketi, art arda çalkalanmalara yol açtı. 1970 Nisanında ve 1972 Ekiminde çeşitli düzenlemelere gidildi; 1973 Mayısında başkent Tiflis’te (Tbilisi), yolsuzlukları ortadan kaldırmak amacıyla alınan önlemlere tepki olarak karışıklıklar çıktı. 1972-1985 arasında Edvard Şevardnadze (sonradan S.S.C.B. dışişleri bakanlığına atandı) tarafından yönetilen Gürcistan’da, 1978’deyeniAnayasa’da gürcücenin resmî dil olarak kalması yönünde başlayan gösteriler, çok geçmeden, S.S.C.B’deki genel eğilim içinde, bağımsızlık yanlısı gösterilere dönüştü; 1989 Nisanında Sovyet birliklerinin bir gösteriyi kanlı biçimde bastırmasının (20 kişi öldü) da önleyemediği bağımsızlık istekleri, 1990 Ekiminde yapılan Parlamento seçimlerinde bütün partilerin bağımsızlık ilan edilmesi konusunda görüş birliği içinde olduklarım açıklamalarından soma, Gürcistan Komünist Partisi’nin 1990 Aralığında Sovyet Komünist Partisi’nden bağımsız olduğunu açıklamasıyla ve 9 Nisan 1991’de ülkenin bağımsızlığının ilan edilmesiyle sonuçlandı. Bu arada, Gürcistan’ın Güney Osetya, Abhazya ve Acaristan cumhuriyetlerinin özerkliklerinin kaldırıldığını açıklaması, şiddetli çarpışmalara yol açtı (özellikle müslüman Osetlerin yaşadığı Kuzey Osetya’yla birleşmek isteyen Güney Osetya’daki ve Abhazya’daki çatışmalar, günümüze kadar süregeldi). 1991 Aralığında Bağımsız Devletler Topluluğu’na katılmama kararı alındı. Cumhurbaşkanlığı¬na seçilen Zviad Gamsahurdia’ya karşı önemli bir muhalefetin gelişmesi ve silahlı çatışmaların başlaması üstüne, ordunun müdahalesiyle Gamsahurdia görevden uzaklaştırıldı (1992 Ocağı) ve ülke, başkanlığına Edvard Şevardnadze’nin getirildiği bir askeri konsey tarafından yönetilmeye başlandı.

Gürcistan Tarihi Nüfusu

Gürcistan’ın nüfusu, yapılan birçok göçe karşın 5 500 000’i bulur. Ülkede birçok ulusal azınlık vardır: Ermeniler; yarı İslâmlaşmış Abazalar; Farsça konuşan Müslüman Oset azınlığı (Kuzey Osetya); hıristiyan Oset azınlığı (Güney Osetya); Acar azınlığı (müslüman Gürcüler).

Gürcistan Tarihi Ekonomisi

Gürcistan, iktisadi açıdan birbirinden kesinlikle ayrılmış iki bölümden oluşur: Batı Gürcistan; Doğu (ya da İç) Gürcistan.
Dolmuş deniz kulaklarrıdan ve bataklıklardan oluşan kıyı ovası bir yana bırakılırsa, Batı Gürcistan daha zengin ve kalabalıktır. 400 m’nin üstündeki tepelerde çay ve turunçgil ekili tarım işletmeleri uzanır; yılın her mevsiminde tarım yapılabilir; kış mevsiminde turfanda meyve, sebze ve çiçek yetiştirilir. Palmiye, bambu, vb. tropikal bitkilerin yetiştirildiği bazı tarım işletmeleri de vardır: Sulamanın gereksiz olduğu bu kesimde, önemli ölçüde çay ve turunçgil (ayrılmadan önce, S.S.C.B’nin toplam çay ve turunçgil üretiminin % 98’i) elde edilir. Daha yukarılarda (1 200 rn’ye kadar olan yerlerde) meyve bahçeleri ve bağlar uzanır.

Doğu Gürcistan daha geniş ve dağlıktır; topraklarının pek az bölümü ekilidir. Halk, Kura ırmağı boyunca değerlendirilmiş alanlarda toplanmıştır. Sulama yapılan havzalar gerçek birer vaha görünümündedir; buralarda tütün ve mısır yetiştirilir; yakın dönemde şekerpancarı ekimine de başlanmıştır. Bağlar ve meyve bahçeleri alçak yamaçlara kadar tırmanır. Başkent Tiflis’in bulunduğu bu bölge, Gürcistan’ın kültür merkezidir. Tarıma bağlı geleneksel sanayiler (deri, yün, ipek), yerlerini daha modem tesislere (un fabrikaları, şarapçılık kooperatifleri, yağ fabrikaları) bırakmıştır. Çiatura’da manganez çıkarımı, özellikle de elektrik enerjisi üretimini yükselten büyük barajların yapımı, en önemlileri Tiflis’te bulunan sanayilerin çeşitlendirilmesini sağlamıştır. Bağımsızlığın ilanıyla iktisadı altüst olan (tarım ve sanayi-nin, eski S.S.C.B’nin belirli gereksinimlerinin karşılanmasına göre düzenlenmiş olmaları) ülke, son derece güç günler geçirmekle birlikte (1992’de Türkiye’den buğday, vb. yardımı yapılmıştır), bunalımı yakın dönemde atlatmasını sağlayacak kaynaklara sahiptir.

Hadi Paylaş!Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Share on RedditPin on Pinterest

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir