Hayvanbilim Nedir? Tarihi ve Bilimadamları

Terliksi hayvan ve süngerin çizimi ve organları

Terliksi hayvan ve süngerin çizimi ve organları

Hayvanları inceleyen bilim. Hayvan biyolojisiyle az çok birbirine karışan hayvanbilim (zooloji) her biri hayvanlar dünyasını değişik açıdan inceleyen biyoloji, sistematik, çevrebilim, hayvan etolojisi, hayvan paleontolojisi, vb. dalların tümüyle ilgilidir.

Tarihçe

Tarih öncesi dönemden başlayarak insanlar avcılık, balıkçılık ve hayvan yetiştiriciliği gibi etkinlikler nedeniyle hayvanlarla yakından ilgilenmişlerdir. Magdaleniyen’den sonra, mağara duvarlarına hayvan resmi yapma sanatının gelişmesinin, yalnızca besin gereksinimiyle açıklanamayan gözlemleme anlayışının ortaya çıkmasına neden olduğunu göstermektedir. O dönemlerde, hayvanların çizgiyle gösterilmesi dinsel kökenliydi, duvarları resimlerle kaplı mağaralar, kutsal yerler olarak kabul edilirdi.

Eskiçağ’da, hayvanlar bilimsel olarak incelenmeye başlandı. Aristoteles (Î.Ö. 384-322), doğada, bitkilerde ve hayvanlarda belli bir düzenin varlığını gören ilk kişi olmuş ve tutarlı bir sistematik oluşturmaya girişmiştir. Peri Zoon Historia (Hayvanların Tarihi Üstüne) adlı yapıtında hayvanları, kırmızı kanlılar (enaima) ve kanı olmayan hayvanlar (anima) olarak iki büyük kategoriye ayırdı; bunlar kabaca omurgalılar ve omurgasızlara denk düşüyordu.

Büyük Plinius’tın (23-79) Naturalis Historia (Doğa Bilgisi) adlı yapıtı, sayısız yanlış içermesine karşın, betimlemeli hayvanbilime belli bir katkıda bulundu. Ama, Ortaçağ’da, bütün hayvanbilimin, Aristoteles’in kurduğu temellere dayandığı ve XVI. yy’a kadar bu bilimde hiçbir yenilik getirici gelişmenin görülmediği söylenebilir. Conrad Gesner (1515-1565) Historia Animalium (Hayvan Tarihi) adlı, resimlerle açıklanmış, beş ciltlik bir yapıt yazdı. Ulisse Aldrovandi (1552-1605), Plinius ve Aristoteles’in yapıtlarındaki yanlışları sürdüren yeni bir düzenleme biçimindeki on ciltlik bir Hayvanlar Ansiklopedisi yayımladı. Balıkların solungaçlarıyla solunum yaptıklarını, öbür omurgalılarınsa akciğerli olduklarını bulan John Ray (1627-1705) ve Hugh Willoughby’ın (1635-1672) gözlemlerine kadar, söz konusu alanda önemli bir düzeltme yapılmadı. Ama, bu iki araştırmacı, sınıflandırmayı söz konusu açıdan düzelttiler ve sürüngenlerin kalbinin yalnızca bir karıncığı olduğunu, oysa memelilerin ve kuşların kalbinin iki karıncığı bulunduğunu saptadılar.

XVI. yy’da, mikroskopun kullanılması sayesinde, Malpighi (1628- 1694)omurgasız hayvanların anatomisinde uzmanlaşabildi. Gerçek biyoloji uzmanları olan Van Leeuwenhoek (1632-1723) ve Swammerdam (1637-1680) böceklerin, kabukluların, akreplerin ve yumuşakçalarm yapılarını açıklığa kavuşturdular.

Modern Hayvanbilimin Başlangıcı

Modern hayvanbilimin bir anlamda, en ince ayrıntıları gözlemleyen Reaumur’ün (1683-1757) çalışmalarıyla başladığı söylenebilir, ama modern hayvanbilimin asıl kurucusu, 36 ciltlik Histoire naturelle üniverselle (Evrensel Doğa Bilgisi) adlı yapıtın yazarı Buffon’dur (1707- 1788).

Sistematik, ilk olarak Systema naturae’nin (Doğanın Sistemi) yazarı olan ve canlıların gerçek yakınlıklarını gösteren tablolar düzenleyerek, özlü bir sınıflandırma yapmayı başaran İsveçli bilim adamı Linnaeus’la (1707-1778) başladı. Linnaeus, kendinden önceki bilim adamlarının dayandığı morfoloji ölçütlerine dayandı, ama anatomi özelliklerini de göz önünde tuttu. Hayvanları 6 sınıfa ayırdı; Dörtayaklılar, kuşlar, ikiyaşayışlılar, balıklar, böcekler ve solucanlar. Böcekler dışındaki bütün omurgasızları solucanlar sınıfı altında topladı, günümüzde hâlâ kullanılan adlar dizini yöntemini kurdu.

Bir türbelar (planarya) ve yumuşakçanın çizimi ve anatomisi

Bir türbelar (planarya) ve yumuşakçanın çizimi ve anatomisi

Bu yönteme göre, her hayvanın bilimsel adı, latince iki sözcükten oluşur. Birincisi, cinsin adını belirtir ve büyük harfle başlar; İkincisi, bir sıfat niteliğindedir ya da büyük bir çoğunlukla türü belirten bütünleyici bir addır. Sözgelimi, evcil köpeğin bilimsel adı Cani s familiari s; duvar kertenkelesininki Lacertcı muraiis’tir. Böylece, Linnaeus 4 730 tür betimledi. Buffon, Linnaeus’un ikili adlandırma yöntemim eleştirerek “cinsler, sınıflar, takımlar yalnızca insanoğlunun hayal gücündedir; doğada yalnızca bireyler bulunur” dedi. Bununla birlikte, Buffon’un en yakın çalışma arkadaşlarından biri olan Daubenton (1716-1800), Linnaeus’un kafasını kurcalayan sorunlara kesin bir biçimde yanıt veren, memelilerin betimlemeli anatomisini ortaya koydu. XVIII. yy’da sıralıoluş gerçeğini gösteren C.F. Wolff (1733-1794) betimlemeli embriyobilimi ortaya attı;bu kuram, eskiden Malpighi tarafından savunulmuş olan önoluş kuramının tersini ileri sürüyordu: Buna göre, embriyo “önceden oluşmuş” küçük bir ilk embriyonun yalın biçimde büyümesiyle değil, birbirini izleyen hücre eklenmeleriyle gelişir. Günümüzde sıralıoluş ve önoluş varsayımlarının birbiriyle çelişmedikleri, birbirlerini bütünledikleri bilinmektedir. Ama bu konudaki tartışma, özellikle Spallanzani’yi (1729- 1799) kurbağalar ve karakurbağalarının döllenmesi üstünde deneyler gerçekleştirmeye, Trembley’i (1710- 1784) hidçanın yeniden oluşması konusunda’ Çalışmalar yapmaya ve Bonnet’yi (1720-1793) bitkibiilerindeki durumu inceleyerek döllenmesiz üreme olayım bulmaya yöneltti. O dönemde, ayrıca, Londra ve Berlin’de bilginlerin çeşitli dernekler oluşturduklarını, Paris’teyse “Museum d’ Histoire naturelle”in (Doğa Bilgisi
Müzesi) kurulduğunu belirtmek gerekir.

Paleontolojinin İşlevi

XVIII. yy. hayvanbilim bakımından fosillerin ve fosilleşmiş parçaların incelenmesine dayanan evrimci konuların getirilmesiyle dikkati çeker. Fosillerin niteliği üstünde ilk olarak İ.Ö. V’yy’da Herodotos, İ.Ö. IV. yy’da da Aristoteles ve Theophrastos durmuşlardır. Roma’da Lucretius, Ovidius, Büyük Plinius çeşitli yerlerde bulunmuş olan değişik izlerin ve dağların tepelerinde ortaya çıkarılmış olan deniz kabuğu fosillerinin basit “doğa oyunları” olmadığını anlamışlardır. Aynı şey, Aziz Albertus Magnus ve Roger Bacon için de söylenebilir.

Bununla birlikte, paleontolojinin gerçek gelişmesi, ancak Leonardo da Vinci (1452-1519) ve Bernard Palissy’ nin (yaklaşık 1510-1590) görüş açılarını belirlemelerinden sonra olmuştur. İster saptanımcı, ister evrimci olsun jean-Baptiste de Lamarck (1744-1829), Lacepede (1756-1825), Latreille (1762-1833), Georges Cuvier (1769-1832), Etienne Geoffroy Saint-Hilaire (1772-1844) ve kadeşi İsidore (1805-1861) gibi

XVIII. yy’ın bütün büyük doğabilimcileri hayvanların incelenmesinde, fosillerin incelenmesinden elde edilmiş bilgileri de göz önünde bulundurdular. Bu fosillerin varlığını açıklayan “yeryüzünün art arda felakete uğradığı” kuramım benimseyen yaratımcı Cuvier, biçimlerin karşılıklı bağıntısı ve organların bağımlılığı gibi temel kavramları ortaya koydu. Lamarck Histoire naturelle eles animaux sans vertebres (Omurgasız Hayvanların Doğa Bilgisi) adlı yapıtında denizde yaşayan omurgasız hayvan fosillerine ve yumuşakçaların fosilleşmiş izlerine büyük yer ayırdı. Lamarck, Hayvanlar Dünyasının Tablosunda omurgalıları (memeliler, kuşlar, sürüngenler, balıklar), omurgasızlardan (yumuşakçalar, halkalısolucanlar, kabuklular, örümcekler, böcekler, barsak solucanları, ışınlılar, polipler, kirpikliler) ayırdı. Cuvier’nin sınıflandırması oldukça değişik ama, saptanımcı olmasına karşın, daha moderndi, fiegne Animal (Hayvanlar Dünyası) adlı yapıtında dört genel grubun varlığını kabul etti. Buna göre, bütün hayvanların belli bir yapısı vardır; bu gruplar, omurgalılar, eklemliler, yumuşakçalar ve bitkimsi hayvanlara denk düşer. Blainville (1777- 1850), Dumeril (1774-1860), Milne- Edvvards (1800-1885), Cuvier’nin öğrencileri olmuşlar ve onun görüşlerini sürdürmüşlerdir. Milne-Edvvards embriyobilime dayanarak, bir canlı varlığın gelişmesi sırasında geçirdiği evrelerin önemini kanıtladı. Böylece, Alfred Russel Wallace’la (1823-1913) birlikte, yaşamak için savaşımın ve türlerin evriminde doğal seçim etkeninin önemini ortaya koyan Charles Darvvin’in (1809-1882) savunduğu evrimciliğe güvenilir kanıtlar getirdi.

XIX. yy’da sınıflandırma yasaları iyice yerleşti. Goodsir, Rathke, Müller gibi anatomi bilginleri batrakla altyapılı omurgalılar arasındaki benzerlikleri gözler önüne serdiler. Kovalevski tulumluların gelişmesinin kafatassızlarınkini anımsattığını ortaya koydu. Mamaloji (memeliler bilimi), erpetoloji (sürüngenler bilimi), ornitoloji (kuşlar bilimi), vb. alanlarda uzmanlaşmalar ortaya çıktı. Kuşların göçleri dikkatleri çekti ve Wundt (1832-1920) hayvan psikolojisinin temeli olan Gründzüge der Physiologischen Psychologie (Fizyolojik Psikolojinin İlkeleri) adlı yapıtını yayımladı.

XIX. YÜZYILDAKİ GELİŞME

XVIII. yy’da, bilgilerin artması, türlerin gerçek akrabalığım, yani türdeş bir düzenle kendini gösteren akrabalığını kanıtlayan “yapısal tipler’in varlığını ortaya çıkardı. Organizmaların soyağacım araştıran soyoluş konusundaki düşünceler, hayvan biçimlerinin birbirlerinden türediklerini gösterdi. Bu arada soyağaçları yapılıp yetkinleştirildi.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>