Hindistan Coğrafyası ve Tarihi

Yüzölçümü

:3 287 590 km2

Nüfusu

:866 000 000 (1992)

Nüfus

 

yoğunluğu

: Km2’ye 263 kişi

Başkenti

:Yeni Delhi (275 000

 

nüf.; bir semtini

 

oluşturduğu Delhi

 

kentinin nüfusu 8

 

300 000’i aşar)

Dili

:Hintçe; İngilizce;

 

yerel diller

Dini

:Hindu; İslam;

 

Buddhacı

Para birimi

:Rupi

 

 

 

 

 

 

 

Hindistan Fiziki Haritası

Hindistan Fiziki Haritası

Güney Asya’da ülke. Kuzeyde, Çin, Nepal, Sıkkımve Bhutan, doğuda Bangladeş ve Birmanya, batıda Pakistanla sınırlı olan Hindistan toprakları, tepesi güneyde Hint Okyanusu’na doğru uzanan üçgen biçimindeki bir yanmada üstünde yayılır. Ama bu topraklar bir yarımadadan çok, başlı başına bir kıta özelliği gösterir. Hindistan, Asya’nın geri kalan kesiminden güçlü Himalaya engeliyle ayrılmıştır. Ülkenin doğuda Bengal körfezine, batıda da Umman denizine kıyısı vardır.

Hindistan Coğrafyası

ÜÇ YAPISAL BÜTÜN. Ülkeye üçgen biçimini veren, eski Gondvana kıtasının bir parçası olan Dekkan yaylasıdır. Kimi yerde dalgalı yıpranmış billursu yüzeylerden ve masamsı bazaltlı yaylalardan oluşur. Batıdan doğuya eğimli olan bu yayla Gatlar (merdivenler) diye adlandırılan kırıldı dik bayırlarla çevrilidir. Doğu Gatlar’ından daha yüksek, daha sürekli, daha sarp olan Batı Gatlar’ı, daracık bir kıyı ovasına (Malabar ovası) yer bırakarak denize apansızın ve dimdik inerler. Daha geniş ve daha alçak olan doğu ovası, Dekkan’dan gelen ırmakların (Mahanadi, Godavari, Krişna, Cauvery) haliçlerini kapayan kıyı kordonlarıyla saçaklanmıştır.

İkinci bütün olan Himalaya, Keşmir’in aşağı yukarı tümünün ülkeye katılmasından soma, yer yer Hindistan topraklarında bulunur: 7500 m’yi aşan birçok doruğu vardır; bunların en yükseği K2 ’dir (Godwin Austen; 8611 m).

İlk iki bütün arasında yer alan Hint Ganj ovası, yerkabuğundaki gerçek bir “yara izi” olarak nitelenebilir: Aralarında İndus, Ganj ve Brahmaputra bulunan güçlü Himalaya ırmaklarının dağlardan kopardıkları alüvyonlarla dolmuş geniş bir çöküntü alanıdır. Yeryüzünün bu en geniş alüvyon ovası, aynı zamanda Hint uygarlığının geliştiği, Hindistan’ın yüreği ve kavşak noktasıdır.

MUSON VE İKLİM BÖLGELERİ. Ülkenin iklimini muson düzenler; ama iklim bölgelerini yüzeyşekilleri belirler. Hint Okyanusu’ndan gelen sıcak ve nemli hava kütleleriyle yüklü yaz musonu, mayıs sonlarından başlayarak rüzgâra en açık bölgeler olan Batı Gatlar’a, Bengal’e, Assam’a ve Batı Himalaya’ya sularını boşaltır. Burada yıllık yağış oranı, her zaman 1,5 m’nin üstündedir (Assam’da Çerrapunci’de 14 m); yağış mevsimi üç aydan fazla sürer. Muson,IDekkan’a ve Ganj vadisinin merkezine daha geç ve daha güçsüz ulaşır; batıya doğru ilerlendikçe yağışlar azalır, yağış mevsimi kısalır. Pencap’ta yaz musonu daha da hafifler. Asya kıtasının soğuk ve kuru hava kütlelerinin okyanusa doğru ilerlemesinden oluşan kış musonu (eylülden mayısa kadar) kurak mevsimi getirir.

Yağış düzenindeki bu çelişkiler, musona açık, yağışlı bir Hindistan’la (Batı Gatlar, Bengal, Assam) kurak bir Hindistan’ı (Dekkan’ın ortası) birbirinden ayırmaya olanak verir, insan açısından en sakıncalı olan kesimse, yağışların düzensiz olduğu kesimdir (Dekkan yaylası, Ganj’ın orta vadisi), çünkü burada musonun düzensizliği, afete dönüşen kıtlıklara yol açar.

Bitki örtüsü iklim koşullarım yansıtır. Ülkede en yaygın bitki örtüsü, tek ağacı ve sandal ağacımn bol bulunduğu tropikal ormanlardır. Kökü eskiye dayanan bir tarım etkinliği nedeniyle ormanların bozulduğu yerlerde palmiyeler, akasyalar ve okaliptüslerin göze çarptığı ağaçlıklı savanalar oluşmuştur; ama dağlar her yerde ormanlarla kaplıdır.

Hindistan Tarihi

Hindistan, her zaman istilacıların katkılarını özgün bir biçimde özümsemiş bir ülkedir. İngiliz sömürgecilerden önceki istilacıların tümü de kuzeybatıdan, Hayber geçidi yoluyla Himalayalar’ı aşarak geldi. Bütün bu katkıların kaynaştığı merkezse İndus-Ganj ovası oldu.

HİNT UYGARLIĞININ OLUŞUMU. İndus havzasına ilk yerleşenler zenci Dravidlerdi. İ.Ö. II. binyılın ortalarında gelen Ariler onları güneye püskürttüler. Ari uygarlığıyla ve yerel uygarlıklarla kaynaşmasıyla ilgili bilgiler Veda (yani bilgi) diye anılan yazınsal ve dinsel metinler bütününde yer alır; yarımadaya yayılmış bulunan düşünce ve inanış biçimleri de buradan kaynaklanmıştır. Ataerkil yaşam biçimi, belli sınıfların egemenliği, Brahmanların dinsel egemenliği, o dönemdeki Hint toplumunun başlıca özelliklerini oluşturur. İ.Ö. VII. yy’da bu uygarlığın doğuya yayılarak geliştiği görüldü: Sulama yapılmaya başlandı; dört kasta bölünmüş kent yaşamı çeşitli uğraşların belirginleşmesiyle ortaya çıktı; halk diniyle yaşamını dinsel çalışmalara verenlerin inanışları arasında bir uçurum açıldı. VI. yy’da dinsel biçimciliğe karşı bir tepki olarak, Cayna tarikatının kurucusu Mahavira (Büyük İnsan), halkın yararlanabileceği kolay bir öğreti geliştirdi; çok geçmeden Buddha da aynı türden bir tepki göstererek, nirvana diye adlandırılan Kurtuluş’a ulaşmak için istekteri yok etmeyi, böylelikle acılardan sıyrılmayı önerdi. İ.Ö. VI. yy. ortalarından başlayarak, art arda yabancı istilaları nedeniyle siyasal karışıklıklar çıkmasına karşın, uygarlığın gelişmesi sürdü. Bu istilaların başlıcaları önce Keyhüsrev, sonra Dara, sonra Kserkses ile Perslerin ülkeye sokulması oldu; böylece Batı ile ticaret ve kültür alışverişi gelişti. İki yüzyıl sonra, Büyük İskender’in seferi sonunda Hindistan ile Yunan dünyası arasında ilişki kuruldu.

Yabancı etkisine bir tepki olarak Çandragupta Maurya ve Buddhacılığı benimseyen oğlu rahip-kral Aşoka (ölümü İ.Ö. 226’ya doğru), Maurya İmparatorluğu’nu kurdular.

Maurya İmparatorluğu’nun yıkılmasından (İ.Ö. II. yy. başları) sonra Hindistan gene çeşitli istilalara uğradı (İskitler, Kuşanlar); bu kez yabancı etkisine karşı bir tepki olarak, İ.S. IV. VI. yy’lar arasında Gupta İmparatorluğu kuruldu. Aynı zamanda, Hindistan’ın en parlak sülalesinin yönettiği bu imparatorluk döneminde kültür, sanat alanında ve kentlerde büyük gelişmeler oldu (bu, Hindistan’ın klasik çağıdır). Ama V.-X. yy’lar arasındaki yabancı akınları kargaşaya yol açarak yerel sülalelerin sayısının artmasına yol açtı; bu arada ülkede Müslümanlık yayılmaya başladı.

MÜSLÜMAN HİNDİSTAN VE MOĞOL İMPARATORLUĞU. VII.-VIII. yy’larda Araplar tarafından başlatılan, ama Abbasilerin devrilmesiyle duraklayan Müslüman fethini X. yy’da Gazneli Mahmud yeniden başlattı; ama Pencap’tan öteye ilerleyemedi. Daha sonraları İranlı prens Muhammed Gurî, Bihar ve Bengal’e kadar ilerleyerek, fethettiği toprakları Müslümanlaştırmaya çalıştı. Ama bu ülkeler yabancı boyunduruğuna girdikleri zaman bile kendi dillerini, göreneklerini, dinlerini korudular. XIV. yy’da Timurlenk istilasıyla Hindistan siyasal açıdan gene parçalandı; Müslüman valiler, Bengal’de oturan sultanlarını dinlemez oldular. Bu çağ, Hindistan için bir refah ve kalkınma dönemi oldu; dış ülkelerle alışverişler arttı. Düşünce, bilim ve sanatta İslâm dünyasıyla ilişkilerin yararlı etkisi görüldü.

XVI. yy. başlarında, Timurlenk’in torunlarından Babür, Moğol İmparatorluğu’nu kurdu; ama imparatorluk altın çağını torunu Ekber Şah zamanında (1556-1605) yaşadı. Ekber kadar dindar olmakla birlikte gene de hoşgörülü davranan Evrengzib (1658-1707), son büyük Moğol imparatoru oldu; ama yaptığı savaşlar ülkesinin güçsüz düşmesine yol açtı ve ölümünden sonra topraklarının m oğlu arasında paylaşılmasıyla imparatorluk son buldu.

BATI SÖMÜRGECİLİĞİ. XV. yy. sonlarından başlayarak Hindistan’a ayak basan Avrupalılar, toprak kazanmaktan çok ticari kazanç sağlama peşindeydiler. Önce Portekizliler kârlı baharat ticaretinin tekelini elde ettiler; onları Hollandalılar, Fransızlar ve İngilizler izledi. Bu üç ülkenin her biri kendi “Doğu Hindistan Şirketi”ni kurdu; bu şirketler ticaret acentelerini açtılar ve ticareti ilgilendirmedikçe savaşa girilmedi. Ama XVIII. yy’da Hindistan’daki Fransız kuruluşlarının genel yöneticisi olan Duplebc, ilk olarak Hintli prenslerin kendi aralarındaki çatışmalara karışmayı düşündü: Şirketin koruması karşılığında toprak elde etmeyi umuyordu; başka bir deyişle, Fransa adına gerçek bir sömürge imparatorluğu kurmak niyetindeydi. Duplebc’in girişimi, başlangıçta başarılı oldu ama rakip İngiliz şirketinin karşı çıkması, Fransız şirketi ile Louis XV’in davaya sahip çıkmaması üstüne başarısızlıkla sonuçlandı.

Böylece rakipsiz kalan İngiliz şirketi, “İngiliz Hindistanı”nı geliştirmeye girişti. Pitt’in İndia Acf’ı (1784), ülkenin o tarihe kadar şirketin girişimlerine bırakılmış olan denetiminin devlete aktarılmasına olanak verdi. 1849’da Hindistan tümüyle İngilizlerin eline geçti. Sipahilerin (”Sepoylar”; İngiliz ordusuna alınmış yerli askerler) ayaklanması (1857-1858) bastırıldıktan sonra, Hindistan’da önemli değişiklikler oldu: Şirket dağıtıldı; ülke bir kral naibinin yönetiminde tahta bağlı bir sömürgeye dönüştürüldü (1858); Londra’da bir Hindistan Bakanlığı’nın kurulmasıyla reformlar yapıldı (adalet, arazi vergilendirilmesi); ülkeye gereken donanım (demiryolları) sağlandı; yöneticilik makamları Hintlilere açıldı.

Kraliçe Victoria’nın Hindistan imparatoriçesi ilan edilmesi, bu emperyalist siyasetin benimsenmesini kanıtladı. Ama İngilizlerin okulunda yetişen bir yerli seçkin sınıf, Hindistan’ın kurtuluşunu hazırladı. 1885’te Hindistan Ulusal Kongresi ilk olarak toplandı; bir tür yarı-resmi Parlamento sayılan bu kuruluş, ülkeye dominyon statüsü verilmesini istedi. İsteklere, yerlilerin resmi görevlere daha geniş ölçüde katılması ve bir ulusal sanayinin kurulması da eklendi. XX. yy’ın başında muhalefet terörist bir nitelik kazandı. 1919’da İngilizler reformlar yapmaya razı oldular. İşte o tarihte Gandhi İngiliz ürünlerini boykot ederek ülkesine bağımsızlık istedi. Atalarından kalma inanışlara bağlanması ve yoksul bir yaşam sürmesi, halk yığınlarını peşine takmasını sağladı. Ingiliz hükümeti 1935’te liberal yönelimli bir meşrutiyet statüsü verdi; ama artık bağımsızlık istendiğinden, bu isteği karşılamayan statü Hintliler tarafından benimsenmedi.

BAĞIMSIZLIKTAN SONRA ÜLKE. 1947’de Hindistan’a bağımsızlık verildiğinde, Hindular ile Müslümanlar arasındaki onulmaz karşıtlık yüzünden, İngilizler imparatorluğu iki bağımsız devlete bölmek zorunda kaldılar: Hint Birliği; Pakistan. Bu bölünme dehşet verici kıyımlar ve kitle halinde göçler pahasına gerçekleştirilebildiğinden, iki devlet arasındaki sorunlar da çözümlenemedi. İşte bu gergin ortamda 30 Ocak 1948’de Gandhi bir Hindu tarafından öldürüldü. İngiltere’nin anayasası örnek alınarak hazırlanmış parlamenter bir anayasası bulunan Hindistan Cumhuriyeti’nin hükümet başkanı, bağımsızlık savaşımında önemli bir rol oynamış olan pandit Sri Cavaharlal Nehru oldu. Hükümet kastları kaldırdı, Hindistan’ı modern bir ülke olmaya yöneltti. Dış ilişkilerde, 1947 ve 1957’de Hindistan ile Pakistan arasında iki çatışma patlak verdi; anlaşmazlığın nedeni, stratejik konumlu Keşmir bölgesinin bir bölümünün Hindistan tarafından ilhak edilmesiydi; 1959’dan 1962’ye kadar Tibet yüzünden Çin ile de çok şiddetli gerginlikler ortaya çıktı; 1962 yılının ekim-kasım aylarında Çinliler Himalayalar’ın derinliklerine kadar sokulduktan sonra ateşkes istediler. Bir çözüme bağlanmadan durdurulan bu çatışma, iki ülke arasındaki rekabeti ortaya koymakta idi. Nehru’nun ölümünden (Mayıs 1964) sonra, Lal Bahadur Şastri onun siyasetini sürdürdü ve 1965’teki Pakistan’la olan anlaşmazlığı, S.S.C.B’nin korunması altında yapılan Taşkent konferansında (1966) çözüme kavuşturdu. 1966’da yerini Nehru’nun kızı îndira Gandhi aldı. Ülkede ağır siyasal sorunlar vardı, bunlara bir de nüfus patlamasından ve ülkenin köhnemiş yapılarından kaynaklanan iktisadi sorunlar da ekleniyordu. 1971’de yapılan erken seçimde, îndira’nın partisi başarı elde etti; böylelikle Hindistan, S.S.C.B’nin desteğiyle büyük devlet siyaseti izlemeye başladı, Rusların niyetiyse Çin’e karşı Hindistan’ı güçlendirmekti; 1971’de bu ülkeyle bir anlaşma imzalandı. Önce 1971’de Doğu Pakistan’a karşı girişilen büyük çaplı ekim-aralık saldırısı, Bangladeş devletinin kurulmasıyla sonuçlandı (Ocak 1972); ardından Hint-Pakistan anlaşmazlığı sona erdi. 1974 Mayısında Hindistan ilk atom bombasını patlattı ve 1975 nisanında Sıkkım krallığına sahip çıkarak, 22. eyaletine dönüştürdü. Ama ülkede 1969’da vaat edilen reformlar sonuçsuz kaldı; birçok eyalette ayaklanma hazırlıkları ya da girişimleri görülüyordu. îndira Gandhi’nin kişiliği de tartışma konusu oldu: 1975 Haziranında Uttar Pradeş’te (muhalif eyaletlerden biri) bir mahkeme, 1971 seçimlerinin hileli olduğu kararına vardı; bunun üstüne Gandhi, olağanüstü durum ilan ederek muhalefet yöneticilerini tutuklattı. 1977’de îndira Gandhi, Canata Partisi çevresinde ve Morarci Desai yönetimindeki muhalefete yenilerek, başbakanlığı bırakmak zorunda kaldı; ama kendi partisi olan “îndira” Kongre Partisi’nin (Kongre “î”) Ocak 1980 seçimlerinde tartışmasız bir üstünlük kazanması üstüne yeniden başbakanlığa getirildi. 1981 Haziranında Hindistan ve Çin, sınır anlaşmazlığını gidermek için görüşmelere başlama girişiminde bulundular.

Şubat 1983’te Assam’daki seçimler, Assamlılar ve Bengalliler arasında çok şiddetli çatışmalara neden oldu. Ekim 1983’te de Sih milliyetçileri tarafından girişilen kaygı verici suikastlerden sonra merkezi yönetim Pencap eyaletinde denetimi ele geçirdi (Sihlerin toplandıkları Amritsar’daki Altın Tapınak’a giren ordu birliklerinin, çok sayıda Sih’i tutuklaması); ama çatışmalar önlenemedi. 1984 Haziranından sonra ordu denetimindeki Sihlerin çoğunlukta bulunduğu Pencap eyaleti için özerklik istenmeye başlandı. Ayrıca ülkede Hindular ile Müslümanlar arasındaki çatışmalar yoğunlaştı. 1984 ekiminde, başbakan îndira Gandhi’nin özel muhafızları arasındaki iki Sih askeri tarafından öldürülmesinin ardından, yerine oğlu Raciv Gandhi başbakanlığa getirildi. Hindistan’ın Sri Lanka’daki çetecilere yardım etmesinin iki ülke arasında başlattığı sürtüşmeyi, bu yardıma son verilmesini öngören bir anlaşmayla çözen (1987) Raciv Gandhi, içte, Pencap’ta terör olaylarının sürmesi üstüne, Pencap genel yönetimini lağvederek, eyaletin yönetimini federal hükümete aktardı. 1989 seçimlerinde Kongre Partisi’nin önemli ölçüde oy yitirerek azınlığa düşmesi üstüne R. Gandhi’nin istifasını (1989 Kasım), muhalefet önderi Vişrapeth Pratep Singh’in başbakanlığa getirilmesi izledi. Gerek siyasal istikrarsızlığı, gerek iktisadi bunalımı alt etmeyi başaramayan Singh’in, 9 Kasım 1990’da istifa ederek yerini Çandra Şekhar’a bırakmasının ardından, 1991 seçimlerine hazırlık olarak ülkenin çeşitli bölgelerine geziler düzenleyen Raciv Gandhi, Madras’ta bombalı bir suikastle öldürüldü (Mayıs 1991) ve yapılan seçimleri en çok oyu alan Kongre Partisi’nin kazanmasıyla, R. Gandhi’nin yerine parti başkanlığına getirilmiş olan P.V. Narasimha Rau, başbakanlığa atanarak bir azınlık hükümeti kurdu. 1993 başında, çeşitli kentlerdeki hinduların müslümanlara saldırmaları, ülkeyi yeniden ciddi bir huzursuzluğa yuvarladı.

Hadi Paylaş!Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Share on RedditPin on Pinterest

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir