Hollanda Resim Okulu

Flaman sanatından kaynaklanan resim okulu.

Hollanda sanatı tam anlamıyla XVII. yy’da doğdu. Kuzey ve Güney eyalet­lerini birbirinden ayıran uzun süreli dinsel ve siyasal çatışmalar, sonunda Birleşik Eyaletlerin kurulmasına yol açtı. Hollanda’da işte bu dönemde, sanatların gelişmesine elverişli libe­ral ve burjuva bir uygarlık gelişti. Bu “Altın Çağ”da özellikle Frans Hals, Rembrandt ve Vermeer gibi yetenekli sanatçılar yetişti.

Jongkind'in Royal Köprüsünden Görünüş adlı tablosundan

Jongkind’in Royal Köprüsünden Görünüş adlı tablosundan

YARATI VE TİNSELLİK

XV. yy. sonu Hollandalı ustaların başlıca iki temel kaygısı vardır. Bun­lardan biri gizemli bir ışık sağlamak, öbürü de figürlerin bilinçli olarak geometrikleştirilmesiydi. Bu iki kay­gı Aelbert Van Ouvvater (Lazaros’un Dirilme si. 1450’ye doğru), özellikle de Hollandalı büyük primitif Geertgen Tot Sint jans’m (Gerard de Saint-jean) [Vaftizci Yahya, 1485-1490; bu yapıtta figür uzamla tam bir uyum içinde bütünleşmiştir) yapıtlarında göze çarpar.

Hieronymus Bosch, Flaman, Hol­landa ve Ren dolaylarının etkilerini taşıyan yapıtlarıyla XVI. yy’ın açılı­şını yapar. Onun fantastik dünyası, hiçbir akıma mal edilemeyen yapıtlar oluşturmasına yol açmıştır. Bosch’un yaratıcı gücü Alkmaar Ustası, jan Mostaert ve Hollanda resmine İtal­yan havasını getirmiş özentici res­samlar olan Van Oostsanen, Van Scorel, Van Heemskerck’i büyük ölçüde etkiledi.

XVI. YÜZYIL

Leiden’li Lucas (1489-1533), daha çok gravür alanında ün yaptı. Sanatçı yeni biçimler yaratmakla, işlenen konuları yenilemiş oldu, ayrıca yap­tığı gündelik yaşamla ilgili tabloları Satranç OyuncuJarı’nda olduğu gibi her türlü din, ahlak ve öğretme kaygı­sından kurtardı.

Eskiden beri nesnelerin güzelliğine karşı duyarlı olan Hollandalı ressam­lar, siyasal ve dinsel liberalizmden yararlanarak doğaya ve yaşama yöneldiler. Utrecht okulunun ve Frans Hals’ın atılımıyla portre sanatı son derece gelişti, özenticiliğin etki­siyle de, natürmortlar, peyzajlar ve deniz manzaraları gibi Hollanda res­minin özgün türleri ortaya çıktı. Özel­likle çiçek ve kurulmuş sofra resimle­ri, aristokratların isteklerini karşıla­mış ve son derece gelişmiştir. Bunun­la birlikte, Hercules Seghers (1590’a doğru-1640) Flaman geleneğinin yap­macıklı yanlarına karşı çıkarak,ger­çekçi anlayıştaki Hollanda manzara resimlerine yöneldi. Tuvallerinde ve gravürlerinde yeni optik yasalara uyarak uzama bir düşünce boyutu kattı. Çelişkili öğelerden (kuzeye özgü ovalar, Alp tipi .kayalar, hayali bir evrenin jeolojik izleri) oluşan görüntüleri, gökyüzünün hareketli ve kararmış ışığıyla aydınlatır.

ALTIN ÇAĞ

Birleşik Eyaletlerin Protestan ve bur­juva demokrasisi içinde portre sanatı ulusal bir görünüm kazandı. Amsterdam’ın başlıca özelliği grup portreleri (Frans Hals’ın Aziz Georgius Görev­lilerinin Şöleni, 16271 ve burjuva milislerinin görüntüleridir (Rembrandt’ın Gece Devriyesi, 1642); ayrı­ca birçok usta yetişmiştir.Cerrahlar birliğinin kendine özgü portreleri de ayrı bir kategori oluşturur.

Gene aynı dönemde hekimlik, optik ve anatomi dersleri, Rembrandt’ın bu alanlara yönelmesine yol açmıştır. Ulusal okulun gerçek kurucusu olan Frans Hals, yüzyılın en büyük portre ressamı olmuştur. Konunun temel özelliğini kaçamak biçimde yakala­yıp kesin bir tutumla yansıtan fırça darbeleriyle Frans Hals, kişinin iç dünyasını yansıtmayı başarmıştır (Haarlem’deki ihtiyarlar Yurdu Yö­neticileri, DescartesJ.

Rembrandt’ın dehası saye­sinde ölümsüzleşmiştir. Rembrandt, özenticiliğin, akademiciliğin ve caravaggioculuğun yapay araştırmala­rıyla, gözlem ve içtenliği birleştiren bir resim geleneğiyle ilgili, aşmış olduğu bütün verileri korumuştur. Rembrandt, günün modası olan tür­lere, portreye, kutsal kitaptan çeşitli sahneleri işlemeye yönelmiştir. Emvas Hacıları’ndan Nişanlı Yahudi Kızı’na kadar birçok yapıtına tinsellik duygusu egemendir; Rembrandt’tan sonra ve belki de ona tepki olarak görüntünün gerçekçi bir biçimde can­landırılması Hollanda resminde te­mel bir evre oluşturur.

Ruysdael yollar, jan Van Cappelle deniz görüntüleri, Koninck ovalar, Pieter Claesz natürmortlar yaptı. Günlük yaşamdan alınma sahnele­riyse jan Steen, Pieter de Hoogh, Carel Fabritius ve özellikle Delft’li Vermeer işledi.

Bu tarihten sonra “Hollanda resmi” terimi artık eski anlamını yitirdi. Altın çağ olarak adlandırılan XVII. yy„ Pieter de Hoogh’un ölümüyle (1684) sona erdi ve Hollanda, jongkind (1819-1891) ve Breitner’in (1857-1923) Avrupa resminin evrimini ustalıkla izlemelerine karşılık, Van Gogh dışında, hiçbir büyük sanatçı yetiştirmedi. Bununla birlikte, Hollanda’nın XX. yy’daki resim devrimlerine çok büyük katkısı oldu ve bu ülke soyut resmin büyük kurucula­rından olan Piet Mondrian’ı yetiş­tirdi.

1917’de, işlevselci kuramlar gereği, beton, çelik ya da cam gibi yeni mal­zemelerin kullanımına yer veren Da Stijl dergisi çevresinde Mondrian, Van Doesburg gibi ressamlar, çeşitli öncü sanat merkezleriyle (Bauhaus ve Dada) bağlantı kuran Oud, Duiker ve Rietveld gibi dekoratör mimarlar toplandı.

İkinci Dünya savaşından sonra, “lirik soyut” Cobra (Kopenhag-Brüksel- Amsterdam) topluluğunda Kari Appel, Cornelis Van Beverloo, özellikle de Bram Van Velde bir araya geldi.

Hadi Paylaş!Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Share on RedditPin on Pinterest

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir