Maceristan Coğrafyası Tarihi ve Ekonomisi

Maceristan Orta Avrupa’da ülke.

Kuzeyde Çekoslovakya, doğuda

S.S.C.B. ve Romanya, güneyde Yugos­lavya, batıdaysa Avusturya ile çevri­lidir.

Coğrafya

Macaristan, tümüyle tortul alanlarla kaplı olan ve kuzeyden güneye doğru akan Tuna ırmağı tarafından iki bü­tüne ayrılan Pannonia çukuru içinde uzanır.

Ülkenin batı kesiminde, Alp kıvrımla­rının etkisinde kalan oldukça karma­şık bir yüzey vardır. Kuzeyde Küçük Ova (Kisalföld), batıda Sopron ve Köszeg kütleleriyle, güneydeyse, karst kö­kenli yüzey şekillerinin yaygın olduğu (Bakony dağları) kireçtaşlarından oluşmuş kırıldı ve yüksek bloklarla çevrilidir. Bunların güneyinde tepe­ler, yaşlı, alçak kütleler (Meçsek dağ­ları) ve en önemli olanında Balaton gö­lünün (600 km2) yer aldığı ovalardan meydana gelen bir bölge uzanır. Macaristan’ın doğu kesimi, akarsula­rın yığdığı tekdüze ama farklı toprak özelliklerindeki (doğuda lösler, Tuna ile Tisa [Tisza] arasında kumluk alan­lar, akarsu boylarında bataklık ova­lar) geniş bir havza olan Büyük Ova’ dan (Alföld) oluşur. Eskiden yoğun hayvancılık bölgesi olan bu kesim gü­nümüzde yeraltı su örtüsünün sağla­dığı sulama olanaklarıyla bir tarım alanı haline geldi. Söz konusu bölge kuzeyde, pek yüksek olmayan, çoğun­lukla yanardağ özelliğinde (Börzsöny, Matra, Zempleni, vb. kütleleri) ve va­dilerle birbirinden ayrılmış dağlarla çevrilidir; meyve bahçeleri ve bağlar (Tokay) Alföld ile bağlantıyı sağlarlar. Avrupa’nın tam ortasında yer alan Macaristan’da kara iklimi hüküm sü­rer (yılda 550 mm yağış alan Budapeş­te’de sıcaklık ocakta -2°C, temmuzda 22°C). Yazın dağlık kütlelerde hafif yağışlı ve serin geçen iklim doğu ke­simlerde daha kurak ve sıcaktır. Yaygın bitki örtüsünü, ovalardaki ot­su bozkırlar oluşturur; tepelerde ve dağlarda büyük bir bölümü tarla amacıyla açılmış ormanlar uzanır. Raba ile Drava kollarını alan ve Sio kanalıyla Balaton gölüne bağlanan Tuna ırmağıyla (Macaristan’daki uzunluğu 410 km), Ukrayna Karpatlan’ndan doğan Tisa (Macaristan’daki uzunluğu 600 km), ülke toprakların­dan geçen en büyük akarsulardır.

Tarih

Pannonia çukuru, pek çok Akdeniz halkının (İskitler, İllyrialılar, Romalı­lar), Asya halkının (Hunlar, Avarlar) istilasına uğradıktan sonra Macarla­rın ve önderleri Arpad’ın yurdu oldu. Arpad sülalesinin ilk kralı Aziz îstvan (997-1038), ülkeyi bir Hıristiyan kral­lığı haline getirdikten sonra geniş Pan­nonia ovası dışına taşarak birliğini sağladı. Macarlar, kuzeyde Slovakya’yı, doğuda Rumenlerin yaşadığı Transilvanya’yı ve XII. yy. başların­da, 1918’e kadar ellerinde tutacakla­rı Hırvatistan’ı egemenliklerine aldı­lar. 1222’de küçük soylu sınıf, kral Andras II’ye gerçek bir anayasa olan Altın Mühürlü Ferman’ı (Bulla Aurea) kabul ettirdi. 1241’de Moğol istilasıy­la bir iç savaş dönemi başladı. Fransa kralı Louis IX’un kardeşi Anjoulu Carlo’nun soyundan gelen ilk ya­bancı sülaleden Macaristan tahtına, biri güçlü kral Büyük Lajos I (1342-1382) olan iki hükümdar çıktı. Lajos’tan sonra yerine kızı Maria ve damadı Lüksemburglu Sigismond geçti. Sigismond, 1411’de imparator, 1419’da da, Niğbolu bozgunundan sonra Bohemya kralı oldu. Macarlar tarafından seçilen Matyas Corvinus (1458-1490) Bohemya kralı ile impa­rator Friedrich III’e karşı savaştı. Ölümünden sonra, Polonya kralının oğlu, Bohemya kralı Laszlo VII Jagiellon Macaristan kralı seçildi (1490). Bu tarihten sonra Macaristan ve Bo­hemya tahtları 1918’e kadar birleşik olarak kaldılar.

HABSBURG SÜLALESÎ DÖNEMİ. Lajos IFnin yerine, 1526’da Bohemya ve Macaristan kralı olarak Ferdinand I von Habsburg geçti; böylece her iki krallığın tacı dört yüzyıla yakın bir sü­re, 1440’tan beri imparatorluk tacına da sahip olan Habsburg sülalesinin elinde kaldı. 1526’da Mohaç savaşın­da Osmanlılara karşı yenilgiye uğra­yan Macaristan’ın büyük bir bölümü Kanuni Sultan Süleyman zamanında gerçekleştirilen Birinci Viyana kuşat­masından (1529) sonra Osmanlıların egemenliğine girdi. Macaristan artık üçe ayrılmıştı; Doğuda ulusal prens­liklerin yer aldığı Transilvanya; orta­da Türk Macaristanı; batıda da bir krallık Macaristanı.

Ülkede önce Luthercilik, ardından da özellikle Calvincilik, günümüzde de sürüp giden bir temel oluşturdu. Leopold I’in mutlakiyetçi yönetimi krallık Macaristanı’nda bir ayaklan­maya yol açtı; bu ayaklanmanın önde­rinin de desteklediği Türkler, 1683’teki İkinci Viyana kuşatmasında geri çekilerek Tuna’nın kuzeyinde Tamışvar (Karlofça Barış Anlaşması, 1699) sancağının dışındaki toprakla­rı elden çıkarttı; bu tarihten sonra Macaristan’da birlik sağlandı, ama Habsburglara bağımlılık sürdü. Leopold I’in despot yönetiminin neden olduğu yeni bir Macar ayaklanması­nın ardından, joseph I zamanında başlayan barış dönemi, kardeşi Karl VI (Karoly III) ve Maria Theresia za­manında da sürdü; bu dönem Maca­ristan’ın rejime bağlılık dönemi oldu. Karl VI zamanında, pragmatik sanksiyonla (1713) Avusturya Krallığı’na bağlı bütün devletlere aynı veraset hakkı uygulandı ve sülalenin sürekli­liği sağlandı. Macarlar, Avusturya İmparatorluğu’na bağlılıklarım Vera­set savaşında rakiplerine karşı Maria Theresia’nın yanında yer alarak ka­nıtladılar (Avusturya Veraset savaşı, 1740-1748); Maria Theresia, Macaris­tan’ı iç işlerinde ülkenin öbür bölge­lerinden bağımsız, ayrı bir krallık ola­rak kabul etti. Joseph II’nin merkezci bir Alman yönetiminin koruyuculuğu altmdaki birleştirme çabalan Macarları genel bir ayaklanmanın eşiğine getirdi.

Milliyet (yurtseverlik) ve ulusal ege­menlik (liberalizm) ilkesini destekle­yen Fransız Devrimi, 1809’dan 1848’e kadar şansölye olan, Eski Rejim’in (ki­şisel egemenlik ve mutlak yönetim) sa­vunucusu Metternich’e karşı olan Ma­car yurtseverlerine esin kaynağı oldu. Oysa, Macarlar bir Macarlaştırma si­yaseti gütmekle kendileriyle çelişkiye düştüler ve Hırvatların düşmanlığım kazandılar.

Viyana’da 1848 Devrimi’nin ardından Macarlar ayaklandı. Macaristan, Ferdinand I von Habsburg ile yapılan anlaşmayla, Kossuth yönetiminde ba­ğımsız bir devlet oldu. Habsburg ve Macar egemenliğinden bağımsız bir hükümet kuran Hırvatlar da, cumhu­riyet haline gelmiş olan Macaristan’a saldıran imparator Franz-Joseph’in (1848-1916) ordularına yardım ettiler; Macaristan ancak Eylül 1849’da Rus çarının Avusturya’ya destek sağlama­sı üzerine boyun eğdi. Ülkede katı bir baskı uygulandı, ama devrim, dere­beylik haklarının kaldırılmasına da yol açtı.

1867’de Avusturya imparatorluk hü­kümeti ile Macaristan arasındaki gö­rüşmeler iki ülkeyi birleştiren ikili bir muüak yönetimin kurulmasıyla sonuç­landı: Leitha-berisi ya da Cisleithania (Avusturya ve ona bağlı topraklar) ve Leitha-ötesi ya da Transleithania (Macaristan ve ona bağlı topraklar). Bu iki krallığın ortak çıkarıyla ilgili so­runlar, iki hükümete bağlı üç bakan ve temsilciler grubuyla çözümlenerek düzenlendi; imparator, Çeklere de eşitlik sağlayan bir düzeni kabul et­mek zorunda kaldı. AvusturyalIlar ve Macarlar buna karşı çıktılar. Maca­ristan da Avusturya gibi, azınlıkların (1867 Anlaşması’nm sağladığı yarı özerklikten hoşnut olmayan Hırvatlar, Transilvanya Rumenleri, Slovaklar) ulusal istekleriyle uğraşmak zorunda kaldı.

İKİ DÜNYA SAVAŞI ARASINDAKİ DÖNEM. Birinci Dünya savaşının so­nunda Avusturya’nın yenilgiye uğraması imparatorluğun çökmesine yol açtı; bunun sonucunda Macaristan, 13 Kasım 1918’de bağımsız bir devlet oldu. Bir devrim döneminden sonra (özellikle Bela Kun’un yönettiği Kon­seyler Cumhuriyeti) “kralsız bir kral­lık” biçiminde örgütlendi: Naip seçi­len Horthy 1920’de devlet başkanı ol­du. Macaristan, toprak sahibi feodal senyörler olan Karoly, Bethlen, Teleki ve Gömbös kontlarının bağlı oldu­ğu parti tarafından yönetildi; toprak konusunda girişilen demokratikleştir­me çabalan (1921) başarısızlıkla so­nuçlandı. Sanayi ürünlerinin dışar­dan alınması zorunluluğu ve kont Bethlen’in düşüncesiz siyaseti Maca­ristan’ı tarım alamnda iki kez buna­lıma sürükledi; ülke her seferinde Milletler Cemiyeti’nin denetimiyle (1923-1926; 1931-1932) sağlam bir pa­raya (pengö ya da kuron) kavuşması­na karşın ticaret dengesi sürekli açık verdi. Trianon Anlaşması (1920) Romanya, Çekoslovakya, Yugoslavya ve Avus­turya’nın yararına Transilvanya, Slovakya, Rutenya (Zakarpatskaya), Burgenland ve Tamışvar’ı (Timişoara) Macaristan’dan aldı. Bu durum Ma­car halkında güçlü bir öç alma duy­gusu (propaganda) uyandırdı. 1932-1936 yıllan arasında general Gömbös’ün iktidara gelmesi sırasında şiddetlenen bu öç alma duygusu, 1937’de şiddetini yitirdi (Küçük-İttifak Devletleri’yle, özellikle Romanya, Çe­koslovakya ve Yugoslavya’daki Ma­car azınlıkları sorunuyla ilişkili olarak barışçı çözüm yollarının aranması) ama, Macaristan’ın, kendisi gibi 1919-1920 anlaşmalarına düşman güçlerin yanında yer almasıyla yeni­den şiddetlendi.

Macaristan, Almanya ve İtalya ile yü­rütülen ortak siyaset sonucu 1938’de (Münih Anlaşması) daha önce 1920’de Çekoslovakya’ya verilen Macar top­raklarının bir bölümünü. Mart 1939’da (Almanların Bohemya ve Moravya’yı istilası) da Hitler’in çökert­miş olduğu Çekoslovakya’nın zararı­na Karpatlar’ın aşağısında kalan Uk­rayna bölgesini geri aldı. İkinci Dün­ya savaşı sırasında, Eksen Devletleri’ nin yanında yer alması, Macaristan’ m yeni topraklar kazanmasını sağla­dı. Ağustos 1940’ta, Romanya’dan Macar ovasının kuzeydoğusu ile Transilvanya’nın kuzeyini (45 000 km2) ge­ri alan Macaristan, Mayıs 1941’de Yugoslavya’nın kuzeydoğusunu da topraklarına katarak Belgrad kapıla­rına dayandı. Haziran 1941’de S.S.C.B ‘ne savaş ilan etti, ama Ekim 1944’te Sovyet or­duları Transilvanya’ya girdiler. Bu sı­rada amiral Horthy hükümeti S.S.C.B’ne karşı savaş sürdüren Al­manlar tarafından devrildi ve yerine nasyonal sosyalist Szalassy getirildi. Aralık 1944’te Debrecen’de general Miklos’un başkanlığında kurulan ge­çici bir Macar hükümeti, Almanya’ya savaş açtı. Ocak 1945’te general Miklos’un geçici ulusal hükümeti Mütte­fiklerle bir ateşkes imzaladı ve 1945 Nisanında Budapeşte’ye yerleşti. Ma­caristan Eksen güçleriyle müttefik ol­manın bedelini çok ağır biçimde öde­di; Şubat 1947 barış anlaşmasıyla 1938 sınırlarına dönmek ve S.S.C.B’ne yüklü bir savaş tazminatı ödemek zo­runda kaldı.

KÖKLÜ BİR EVRİM. İkinci Dünya sa­vaşından sonra Macaristan’ın iç ya­pısında köklü değişiklikler oldu. İlk aşama olarak büyük toprak mülkiye­ti rejimini küçük toprak sahipleri ya­rarına yıkan bir toprak reformu (1945) gerçekleştirildi ve Küçük Top­rak Sahipleri Partisi’nin Kasım 1945 seçimlerindeki büyük başarılan so­nunda cumhuriyet ilan edilerek (Şu­bat 1946) parti başkanı olan Zoltan Tüdy ük cumhurbaşkanı seçüdi. İkin­ci aşama halk demokrasisi rejiminin kurulmasıyla sonuçlandı; Sovyet yük­sek komutanının desteğiyle komünist­ler Haziran 1947’de Küçük Toprak Sahipleri Partisi’ni tasfiye ettiler ve böylece hükümeti denetleme olanağı­nı buldular. Ardından, Ağustos 1947 seçimlerinde bir milyon seçmenin seç­me haklarını engellediler, ama kendi­leri de oyların ancak % 22’sini alabildiler. Siyasetlerini yürütebilmek ama­cıyla kendilerine karşı çıkabilecek güçleri saf dışı bıraktılar: Bunlar ara­sında Katolik Kilisesi (kardinal Mindszenty’nin tutuklanması), Protestan Ki­lisesi, Küçük Toprak Sahipleri Par­tisi (başkan Tildy’nin yerini Szakasits aldı), sosyal-demokratlar (zorla Komü­nist Partisi’ne geçirüdiler) vardı. Ağustos 1949’da yeni bir anayasa ka­bul edilmesiyle Macaristan, halk de­mokrasileri araşma katıldı.

Mayıs 1953 seçimlerinde çoğunluğu Bağımsızlık Halk Cephesi kazandı ama, siyasal huzursuzluklar sürdü: Bu huzursuzluklar başbakanları yıp­rattı. Rakosi’yi (1952-1953), İmre Nagy (1953-1955) ve Hegedus izledi. Siyasal huzursuzluğun yanı sıra ikti­sadi alanda da derin bir hoşnutsuzluk başgösterdi: Savaşm getirdiği felaket­ler, işgalin ağır yükü ve tazminatlar Temmuz 1946 para bunalımına neden oldu, para birimi pengö’nün yerini forint aldı. Hükümetin, yeni bir iktisadi ve toplumsal siyaset uygulamak ve ta­rım üretimini düzeltmek için köylüle­re yapılan yardımı artırma çabaları­na karşın, iktisadi güçlükler sürüp git­ti. Bütün bu karışıklıklar 1956 Devrimi’nin temelini oluşturdular.

1956 DEVRİMİ. Rakosi’nin yerine Ko­münist Partisi birinci sekreterliğine Ernst Gerö’nün getirildiği ve İmre Nagy’nin yeniden İşçi Partisi’ne katıl­dığı sıralarda Budapeşte’de 27 Ekim 1956’da patlak veren S.S.C.B. karşıtı ayaklanma Gerö’nün S.S.C.B. birlikle­ yardıma çağırmasıyla büyük bo­yutlar kazandı: S.S.C.B. müdahalesi başlangıçta ılımlıydı. Macar “Gomulka’sı” olarak coşkuyla karşılanan Imre Nagy, kardinal Mindszenty’nin ser­best bırakılmasından (29 Ekim) ve Ma­car dış siyasetinin değiştirilmesinden hoşlanmayan Moskova ile anlaşmaya varamadı. Özellikle, olaylar Nagy’yi aşınca ayaklanma, gitgide komünizm karşıtı bir nitelik kazandı. Nagy hükü­metinde bakan olan janos Kadar yö­netiminde yeni bir hükümet işbaşına geldi ve Kadar Sovyet birliklerinden yardım istemek zorunda kaldı. İlkin­den çok daha kanlı olan bu ikinci mü­dahale bütün dünyada tepki uyandır­dı ve A.B.D’nin işe karışması olasılı­ğını gündeme getirdi. Direniş odaklarının tasfiye edilmesi ve yeni halk ayaklanmaları aralık ayına kadar sür­dü. Bir halk mahkemesinin kurulma­sı ve Çin devlet adamı Çu En Lay’ın ülkeye ziyareti janos Kadar’ın duru­munu güçlendirdi (1957).

Ortodoks militan Ferenc Münnich’in 1958’den 1961’e kadar hükümet baş­kanı olarak kalması Kadar’a, bütün zamanını parti birinci sekreterliği gö­revine ayırma olanağım sağladı. Ha­ziran 1958’de İmre Nagy ve arkadaş­ları idam edildiler. Kasım 1958’de, 6,5 müyon seçmen, önerilen 338 milletvekili (% 70’i Komünist Partisi üyesi) le­hine oy kullandı.

S.S.C.B’nde Kruşçev’in giriştiği Stalin’i unutturma siyaseti, yeni bir bo­yut getirdi. Kadar hükümeti yaşam düzeyini yükseltmeye ve üretimi zen­ginleştirmeye çalıştı: Rakosi, Gerö gi­bi öbür Stalin yanlılarını tasfiye etme düşüncesini destekledi (1962). Kilise ile devlet arasındaki ilişkiler düzeltildi (din eğitimine izin verildi), tutuklanan yazarlar serbest bırakıldı, sansür ha­fifletildi.

Hükümet bünyesinde de değişiklikler gerçekleştirildi: kültür sorunlarıyla ve aydınlarla ilişkilerle ilgili eski gazete­ci Gyula Kallai 1965’ten 1967’ye ka­dar Konsey başkam olarak kalırken, Kadar da Komünist Partisi birinci sekreterliğini sürdürdü. 1967’de Dobi, cumhurbaşkanlığından istifa edin­ce yerini Pal Losonczi aldı. Bir iktisat­çı olan jenö Fock Bakanlar Konseyi başkanı (başbakan) oldu, ancak 1975’te görevi, György Lazar’a dev­retti. Üretim yetersiz kaldığından, hü­kümet verimlilik kavramına ağırlık verdi; rasyonelleşmeyi ve üretkenliği ön plana çıkarttı. Batılı ülkelerle iliş­kiler de sürekli olarak geliştirildi. Pek gösterişli olmayan liberalleşme süre­ci etkisini gösterdi, ama çeşitli eğilim­ler ve Moskova etkisi arasındaki sür­tüşme bazı sertleşmelere yol açtı. 1983’ten başlayarak Batı’yla ilişkile­rini geliştirmeye girişen (1983’te A.B.D. başkan yardımcısı Bush’un Macaristan’ı ziyareti; aynı yıl Maca­ristan başbakanı P. Verkonyi’nin A.B.D. dışişleri bakanı George Shultz’la görüşmek için Washington’a gitmesi; İngiltere başbakanı Margaret Thatcher’ın Macaristan’ı ziyareti) ülkede, Mihail Gorbaçov’un S.S.C.B’nde başlattığı açıklık ve ye­niden yapılanma siyasetinden etki­lenme sonucunda, 1987 Haziranında reformcuların önderi Karoly Grosz başbakanlığa getirildi (1988’de de parti genel sekreterliğine getirilmesi üstüne, başbakanlığa Mikloş Nemeth atandı). 1989 Şubatında yapı­lan Macar Sosyalist İşçi Partisi kon­gresinden sonra Karoly Grosz, radyo­da yaptığı bir konuşmada, tek partili sistemden, aşama aşama çok partili sisteme geçileceğini açıkladı. 1989 Ekiminde yapılan olağanüstü kon­grede, partinin adının Macar Sosya­list Partisi olarak değiştirilmesinin ardından, Anayasa’da yapılan bir de­ğişiklikle, partinin öncü rolü kaldırıl­dı.

1990 Martının [sonunda yapılan se­çimlerden (1947’den sonra yapılan ilk serbest seçimler) sonra Küçük Mülk Sahipleri ve Sosyal Demokrat­lar Partisi’nin başkanı Jozsef Antall, merkez sağ bir koalisyon hükümeti kurdu ve Özgür Demokratlar Birliği’nin kurucularından liberal yazar Arpad Göncz cumhurbaşkanlığına seçildi. 1991’de son Sovyet birlikleri­nin de çekildikleri ülke, 1992 Şuba­tında Almanya’yla bir işbirliği anlaş­ması imzaladı.

Ekonomi

Doğu Avrupa’nın en büyük tarım ül­kesi olan Macaristan’ın toprakları­nın yarıdan çoğu ekilidir. Alföld ova­larının çok elverişli olduğu tahıl eki­mi en başta gelir; ama mısır ve pirinç üretiminin artışına karşm, şekerpan­carı, tütün, üzüm ve meyve gibi ürünlerin ekiminin payı öbür tarım ürünlerine oranla azalmıştır. Dışar­dan buğday almak zorunda kalan Macaristan, 1965’ten sonra, tarımda verimliliği artırmak için özel bir çaba harcamıştır. Ülkedeki hayvancılık etkinliği çeşit­lilik gösterir: Sığır ve koyun yetiştiri­ciliğinde bir gelişme olmazken do­muz ve kümes hayvanı sayısı giderek artmaktadır.

Macaristan enerji ve hammadde kay­naklarından yoksundur. Biraz ma­den kömürü (Pecs havzası) ve linyit (Balaton gölü bölgesi ve Matra dağla­rı çevresi), petrol (1991’de 13 600 000 varil ham petrol, Lispe havzası), do­ğal gaz (1991’de 6 milyar, m3, Tisza’nın doğusu) çıkarılır. Buna karşı­lık boksit (Balaton gölü ve Vertes dağ­ları çevresinde) ve manganez (Bakony dağları) yatakları oldukça önemlidir.

Dışalımlarla tamamlanan bu kaynak­lar, Miskolc, Dunaujvaros ve özellik­le Csepel merkezlerinde (1991’de 3,8 Mt ham çelik, 2,8 Mt haddelenmiş çe­lik) bir maden sanayisinin gelişmesi­ne olanak sağladı. Elektrik enerjisi yeterli olmamasına karşın demirdışı madenler (alüminyum, bakır, çinko) işlenmeye başlandı. Kimya alanında büyük atılımlar yapıldı. Dokuma sa­nayileri (Segedin [Szeged], Vac, Sopron, vb.) ve özellikle makine, elektrik ve elektronik sanayileri, çeşitlilikleri ve üstün nitelikleriyle önem kazandı. Imalat sanayisi alanında, Budapeşte ve Miskolc, sanayi bölgesi olarak kal­dı. Pecs’te de yeni alanların kurulma­sına girişildi.

Ulaşım yollan Budapeşte’nin çevre­sinde öbekleşerek kentin merkezleştirici rolünü daha da güçlendirdi. Macaristan günümüzde 1 000 km’si elektrikli 13 896 km’lik demiryoluna, 29 600 km’lik karayoluna ve 1688 km uzunluğunda akarsu yoluna sahiptir. Budapeşte, Tuna üstündeki en bü­yük ırmak limanı ve en büyük havalimanıdır (Ferihegy). Bütün bu olumlu görünümlere kar­şın, sosyalist yönetim sırasında tica­ret dengesi, makine, araba, kimya ve tarım ürünleri dışsatımı karşısında çok yüksek kalan hammadde dışalı­mı yüzünden açık veren Macaristan, günümüzde de sosyalist bir iktisat­tan pazar iktisadına geçiş sürecinin yarattığı sıkıntıları çözmeye çalış­makta, bir yandan da Avrupa Ekono­mik Topluluğu’na girmenin yollarını araştırmaktadır (1988’den bu yana AET ülkelerinin benimsedikleri bir “iktisadı yeniden yapılandırmaya yardım” programından yararlan­maktadır).

Hadi Paylaş!Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Share on RedditPin on Pinterest

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir