Fatih Sultan Mehmet Hayatı İstanbul’un Fethedilmesi ve Sonrası Osmanlı

İstanbul’un Fethedilmesi

Mehmet II’nin tahta ilk çıktığı günler­de Karamanoğulları bu saltanat deği­şikliğini fırsat bilerek harekete geçtilerse de başarı kazanamayınca anlaş­ma yapmak zorunda kaldılar. Öte yandan, Balkan devletleri krallarıyla da barış anlaşmaları imzalayan Meh­met II’nin asıl hedefinin İstanbul’u fet­hetmek olduğu, daha o zaman anlaşıl­mıştı. Nitekim, 21 Mart 1452’de yapı­mına başlanan Rumelihisarı, İstanbul kuşatmasının ilk temel hazırlığı oldu. Daha henüz 20 yaşında bir genç olan Mehmet II’nin kuşatma için gereken bütün önlemleri alması, bu arada planlarını kendisinin çizdiği büyük topları döktürmesi ve özellikle kuşat­ma sırasında gemileri karadan (Hunbaracı yokuşu-Asmalı Mescit- Tepebaşı ve Kasımpaşa) Haliç’e indir­mesi, onun fetih için gerekli tüm yeteneklere sahip olduğunu gösterir. 23 Mart 1453’te, ordusuyla birlikte Edir­ne’den yola çıkarak 5 Nisanda Topkapı önüne gelen Mehmet II, kuvvetleri­ni zekice hazırladığı plana uygun ola­rak yerleştirdikten sonra 6 Nisanda top ateşiyle kentin fethedilmesi hare­ketini başlattı. 29 Mayısa dek süren kuşatmadan sonra Bizans düştü. Devamını Okuyunuz…

İlk Yorum Yazan Siz Olun - Yazı hakkında düşüncelerinizi yazın.  Yazan Talha Duman - 02 Temmuz 2014 at 13:51

Kategori: Tarih   Etiket:

Fatih Sultan Mehmet’in Tahta Çılışı

Yedinci Osmanlı padişahı (Edirne, 1432-Gebze, 1481).

Tahta Çıkışı

Osmanlı padişahı Murat II’nin en bü­yük oğlu olan Mehmet II (Mehmed bi­çiminde de yazdır) zamanının ünlü eğitimcileri olan Molla Gürani ve Mol­la Hüsrev’den ders alarak eğitim gör­dükten sonra siyaset ve yönetim bil­gisini artırması için şehzade sancağı olan Manisa’ya gönderildi.

Osmanlı Devleti’nin iç ve dış sorunlarını çözümledikten sonra Murat II, yo­rulduğunu belirterek, tahtını Manisa’ da iyi bir yönetici olacağını kanıtlayan Mehmet II’ye bırakacağını açıkladı ve 1444’te Mehmet II lehine tahttan çe­kildi.

Böylece o sırada Edirne’de babasının yerine kaymakamlık görevini sürdü­ren Mehmet, Osmanlı tahtma çıktı. Bununla birlikte, Murat II’nin tahtı 12 yaşındaki Mehmet’e bırakması, dev­leti kısmen zor ve bunalımlı sorunlar­la karşı karşıya getirdi. Çandarlı Ha­lil Paşa ile öbür vezirlerden Şehabettin, Zağanos ve İbrahim Paşaların kendi aralarında sürtüşmeleri içte de­rin yaralar açtı; ayrıca bu taht deği­şikliğini fırsat bilen Avrupa’nın yeni­den Haçlı ordusu kurma girişiminde bulunması dışta da tehlikenin belirdi­ğini göstermekteydi. Devamını Okuyunuz…

İlk Yorum Yazan Siz Olun - Yazı hakkında düşüncelerinizi yazın.  Yazan mehmet - at 13:43

Kategori: Tarih   Etiket:

Megalopolis Nedir?

Megalopolis, A.B.D’nde, Apalaşlar ile Atlas Okya­nusu arasında, kuzeyde Massachusets eyaletinden güneyde Virginia sı­nırına kadar 850 km boyunca uzanan geniş kentsel yerleşim bölgesini be­lirtmek için coğrafyacılar tarafından özel olarak yaratılan terim. Megalopolis, kuzeyden güneye Bos­ton, New York, Philadelphia, Baltimo­re ve Washington anakentleriyle bun­lara eklenen yüz kadar kenti içine alır. A.B.D. nüfusunun % 20’sini, top­raklarının da % 2’sini içeren ve ya­pısı bir “bulutsü’yabenzeyen bu ala­nın doğuşu ve gelişmesi hem coğrafi, hem tarihsel, hem de iktisadi etkenle­re bağlıdır. Kuzeyde,derin Hudson ve Connecticut vadileri, güneyde geniş Delavvare ve Chesapeake haliçleri, güzel sitler oluştururlar. XVII. yy’da İngiltere’den gelen ilk sömürgeciler buralara yerleşmişlerdir. Önceleri deniz ticaretiyle ilgilenen bu sömür­geciler, daha sonra, kıta içini değer­lendirmeye yöneldiler; bu nedenle de A.B.D’nin kuzeydoğusu, tarihsel geli­şim evrelerini izleyen, kimi zaman içe, kimi zaman da dışa açık “A.B.D. ikti­sadının köprü bölgesi” oldu. XX. yy’daki, iki dünya savaşı süresince Megalopolis’in önemi benimsendi ve Kaliforniya ya da Teksas’ın göz alıcı gelişimine karşın, Megalopolis, A.B.D’nin en önemli bölgesi olarak kaldı. Devamını Okuyunuz…

İlk Yorum Yazan Siz Olun - Yazı hakkında düşüncelerinizi yazın.  Yazan Talha Duman - at 13:41

Kategori: Ansiklopedi   Etiket:

Megalit Nedir?

Megalit, Bazı Cilalıtaş devri (Neolitik), Kalko­litik ve Tunç devri uygarlıklarının dik­tikleri çok iri bloklardan oluşan anıt. Yapılan düzenli kazılarla megalitlerin büyük bölümünün mezar taşı niteliğin­de olduğu ortaya çıkarıldı. Bunların gerçekleştirümesinde kullanılan bazı bloklar yerel kaynaklardan sağlan­mış, bazılarıysa, mineraloji araştır­mak rınm da gösterdiği gibi, çok uzak­lardan getirilmişlerdir. Tonlarca ağır­lıktaki bloklar kimi zaman 30 km ka­dar uzaklara sürüklenerek taşınmış­lardır (Stonehenge, İngütere). Söz ko­nusu anıtların dikilmesi toplumsal bir yapı ve eksiksiz bir çalışma örgütlen­mesi gerektirdi. Ama blokların bulun­dukları yerlerden çıkarılması ve kü­tükler üstünde kaydırılarak taşınma­sı, bilinen tekniklerdi.

Menhırler ve Kromlekler

Öbekler halinde ya da tek bulunan menhirler çok büyük boyutlarda ola­bilirler. Bunların en büyüğü, günü­müzde devrilmiş olan Men-er-Hroech (Peritaşı), Morbihan’da Locmariaquer’de bulunur ve 20,50 m boyunda, 347,5 t ağırlığındadır. Bazı bölge­lerde, küçük vadüerin yamaçlarında ya da akarsu kıyılarında iki ya da üç­lü öbekler halinde menhirlere raslanır (Yerres vadisi). Menhirlerin iki önemli diziliş biçimi vardır; bun’ar ya birbirine paralel birçok diziden ve­ya bir yarım daireyle son bulan ve bo­yutları giderek küçülen bloklardan oluşmuş büyük alanlar biçiminde ya da bir veya birçok doğrultuya göre ya­lın sıralar biçiminde dizilmişlerdir. Carnac’taki menhir dizüeri, üç bölüm­de toplanan (Menec; Kermario; Kerlescan) dört bini aşkın menhiriyle dün­yadaki en büyük megalit bütünüdür: Benzer anıtlara Hindistan’da ve Ti­bet’te de raslamak olasıdır (Do Ring bölgesinde, Pangong gölü yakınında, vb.). Devamını Okuyunuz…

İlk Yorum Yazan Siz Olun - Yazı hakkında düşüncelerinizi yazın.  Yazan Talha Duman - at 13:39

Kategori: Ansiklopedi   Etiket:

Medüz Nedir?

Medüz, Knidliler (Cnidaria) dalının serbest yaşayan türü.

Hemen hemen bütün medüzler deniz­de yaşarlar, ama seyrek olarak tatlı suda yaşayan türleri de vardır. Deniz­de serbest olarak yüzen ve çevresin­den dalayıcı dokunaçlar çıkan çan bi­çimindeki Jelatinsi medüzlere halk dilinde denizanası adı verilir.

Bir medüz, şemsiye adı verilen ters dönmüş çanak biçimindeki bir bölüm­le, bunun alt yüzünün merkezine tu­tunmuş ağızborusu (manubrium) adı verilen dikey bir eksenden oluşur. Çevresine dokunaçların bağlandığı şemsiyedeki kasların kasılması hayvanın ileriye doğru fırlayarak hareket etmesini sağlar. Medüzün çevresinde yer alan duyu organları bir sinir ağıy­la bağlantılıdır. Ağızborusunun taba­nında bulunan ağız, ışınsal kanallara bölünmüş karmaşık bir sindirim boş­luğuna açılır. Çoğunlukla dört tane olan bu ışınsal kanallar cinsellik bezlerinilaşırlar. Devamını Okuyunuz…

İlk Yorum Yazan Siz Olun - Yazı hakkında düşüncelerinizi yazın.  Yazan Talha Duman - at 13:37

Kategori: Ansiklopedi   Etiket:

Yunanlılar ile Persler arasındaki Med Savaşları

Med Savaşları İ.Ö. V. yy’da Yunanlılar ile Persler arasındaki savaşlar.

İ.Ö. VI. yy’ın sonunda Eski Yunan dünyası çelişküi bir durumla karşılaş­tı: En verimli kesimler, site uygarlığı­nın iktisat, sanat ve kültür örgütlen­mesinin en ileri gittiği bölgeler, artık özgürlüğünü yitirmişti. Ege kıyıların­daki İonia siteleri (Miletos, Ephesos, Sakız adası, Abidos, vb.) Pers impa­ratoru Dara I’in egemenliği altına gir­mişti ve ona ağır vergiler ödüyorlar­dı. İşte bu bağımlılık durumu İonia’ nın başkaldırmasına ve Med savaşla­rının başlamasına yol açtı.

İonia’nev Başkaldırması

Dara I’in Tuna bozkırlarında uğradı­ğı askeri alandaki bazı bozgunlar, İonia’nın Müetoslu Aristağoras’m öncü­lüğünde başkaldırmasına neden oldu (İ.Ö. 499). Atina ve Eretria, ayaklan­mayı desteklediler. Ama Eski Yunan siteleri arasındaki bölünmeler, girişi­min hazırlıksız oluşu, İsparta ordula­rının tarafsız kalması sonucu, ayak­lanma, kazanılan birkaç zafere karşın büyük bir bozguna dönüştü. Ephesos’ un imparatorluk orduları tarafından ele geçirilmesinden sonra Miletos ku­şatıldı, yakılıp yıkıldı, halkı da Mezo­potamya’ya sürüldü (İ.Ö. 494). Devamını Okuyunuz…

İlk Yorum Yazan Siz Olun - Yazı hakkında düşüncelerinizi yazın.  Yazan Talha Duman - at 13:36

Kategori: Ansiklopedi   Etiket:

Medrese Nedir? Anadolu ve Osmanlı Medreseleri

Medrese, İslam dininin doğuşundan sonra orta­ya çıkan ve Kur’an, hadis, tefsir (Kur’an yorumu), kelam, fıkıh (İslam huku­ku), felsefe, riyaziye (matematik), mantık, tarih ve tıp gibi bilimlerin oku­tulduğu öğretim kurumu.

Sanat Tarihi Açısından Medreseler

DÜNYADAKİ MEDRESELER. XI. yy’dan önce Şiilerin cami bütününden ayrı öğretim kurumlan olduğu bilinir. Sünnilerde bu yüzyıldan önce dersler, cami ve mescitlerin içinde veriliyordu; XI. yy’dan sonra, ayrı bir mimari içinde bağımsız eğitim birimleri oluş­turuldu. İlk öğrenim kurumu olarak medrese, ilk kez Taberan kentinde kuruldu. XI. yy’da Karaharılılar döneminde eyvanh medreselerin yapıldığı biliniyor­sa da, günümüze yalnızca kimi kalın­tılar kalmıştır. Sünniliğin gelişmesi için çaba harcayan sultan Gazneli Mahmud, bu amaçla Beyhakiye, Saidiye, Ebu İshak el İsferaini, Ebu Sa- ad el Asterâbâdi medreselerini kurdurmuştur (XI. yy.). Gazneli medrese­lerinin dört eyvanlı plam, daha son­raki çağlarda Anadolu medrese mi­marisini de etkilemiştir. Büyük Selçuklulara ait ilk medrese, sultan Tuğrul Bey döneminde yaptırı­lan Nişapur Medresesi’dir (XI. yy.). Gerek Selçuklular, gerekse Atabeyler döneminde, İran, Suriye, Irak, Mısır ve Anadolu’da, çok sayıda medrese yapıldı. Vezir Nizamülmülk’ün kurdu­ğu Bağdat Nizamiye Medresesi (1066), o dönemin en büyük medresesiydi. Bağdat,daha sonraki yüzyıllar­da da öğrenim merkezi durumunu korudu. XIII. yy’da da Abdülkadir Geylani Medresesi ve Ebu Hanife Medresesi gibi büyük medreseler yapıldı. Selçuklu sultam Melikşah dö­neminden kalma Hargird ve Rey med­reseleri (XI. yy.) Selçukluların önem­li dört eyvan şemail medreseleridir. Abbasilerden halife Mustansır’m 1234’te yaptırdığı Bağdat Mustansıriye Medresesi dört eyvanlı olup, dört mezhep için kullanılan ilk medreseler­dendir. XII. yy’da Irak ve Suriye’de Nurettin Zengi döneminde mimariye çok önem verildi. Halep’te Han el Tutun Med­resesi (1168), Bahtiye Medresesi (1193), Şam’da Nuriye Medresesi (1172) gibi eyvanlı medreseler, Şam’ daki Şifahane (XII. yy.) ve Darül Ha­dis, önemli yapılardır. Zengilerin ya­pılarında görülen özellikler, sade, sağ­lam mimariye sahip olmaları ve süslemede ilk kez iki renkli taştan geçme motiflerinin kullanılmasıdır. Devamını Okuyunuz…

İlk Yorum Yazan Siz Olun - Yazı hakkında düşüncelerinizi yazın.  Yazan Talha Duman - at 13:32

Kategori: Ansiklopedi   Etiket:

Medine Hakkında Bilgi

Medine, Suudi Arabistan’da kent (290 000 nüfus; 1991).

Müslüman dünyasının önemli kutsal kentlerinden biri olan Medine, Hicaz bölgesinde, kuzeye doğru hafifçe eğimli bir ovada yer alır. Söz konusu ova, kuzeyde ve güneydoğuda, kentten birkaç kilometre uzaklıkta bulunan Uhud ve Ayr dağlarıyla çevrilidir. Ova doğuda ve batıda siyah bazalt taşlarla kaplı çorak alanlarla kuşatıl­mıştır. Bununla birlikte, doğu kesim­de verimli bir alan göze çarpar. Ova­rım başlıca özelliği su bakımından zen­gin olmasıdır. Akarsular güneyden kuzeye doğru akar ve daha sonra ba­tıda kıyıya yönelir. Vadilerde yağmur­lardan sonra toplanan sular yeraltındaki su örtüsünün yükselmesine yol açar. Bu nedenle, yörede pek çok kay­nak ve çeşme bulunur. Ancak, suyun önemli bir bölümü tuzludur, tatlı su kaynakları özellikle güney kesimdedir. Medine’de iklim çok sert değildir; kış­lar serin ve yağmurlu, yazlarsa sıcak geçer. Devamını Okuyunuz…

İlk Yorum Yazan Siz Olun - Yazı hakkında düşüncelerinizi yazın.  Yazan Talha Duman - at 13:29

Kategori: Ansiklopedi   Etiket:

Mediciler Ailesi Hakkında Bilgi

Mediciler, İtalya’da ilk kez XV. yy’da adını du­yuran büyük aile.

Medici ailesi XV. yy’dan sonra Flo­ransa’nın iktisadi ve siyasal yaşamı­na egemen oldu. Giovanni di Bicci (1360-1429) ve özellikle Pater Patriae (yurdun babası) olarak anılan oğlu Cosimo de’Medici (1389-1464) son de­rece bilgili maliyecilerdi ve Medici Şirketi’ni Floransa’mn en önemli tica­ret ve bankacılık kuruluşu haline ge­tirdiler. Şubeli şirketler ilkesine güre örgütlenen şirketin merkezi Floransa’ da, şubeleriyse Brugge, Londra, Ro­ma gibi Avrupa’nın başlıca ticaret merkezlerinde bulunuyordu. Her şu­be, özerk bir şirketti ve sermayesinin büyük bölümü Medici ailesinindi. Bu şubeler her türlü ticaret (ham yün, ku­maş, vb.) ve bankacılık hizmetleri ya­parlardı.

Mediciler, sanayi kuruluşları (yünlü, ipekli kumaş fabrikaları) da kurdular. Son olarak 1462’de Cosimo, Tolfa şap ticareti tekelini elde etti. Yetkin ve sakınımlı bir kimse olan Cosimo, firma­sının başarısıyla Floransa’nm en zen­gin adamı oldu. Ama torunu Loren­zo il Magnifico’nun (Muhteşem Loren­zo de’Medici, 1449-1492) hesapsız yö­netimi ve işten anlamaması şirketin zayıflamasına ve çökmesine yol açtı: 1478’de Brugge ve Londra şubeleri, 1494′te de merkez kapandı. Medicilerin ataları ciompi (1378-1382 arası yönetimi ele geçiren Floransalı işçiler) başkaldırısının öncülerindendi. Devamını Okuyunuz…

İlk Yorum Yazan Siz Olun - Yazı hakkında düşüncelerinizi yazın.  Yazan Talha Duman - at 13:27

Kategori: Ansiklopedi   Etiket:

Meddahlık Nedir?

Bir öyküyü, taklit ve canlandırma yo­luyla anlatmaya dayanan seyirlik oyun türü (bu işi yapan sanatçıya meddah adı verilir).

Geleneksel Türk seyirlik oyunları ara­sında önemli bir yeri oian meddahlı­ğın tarihi, çok eskiye dayanır. Daha çok Asya’da (Hindistan. Çin. Orta ve Güney Asya ülkeleri) görülen meddah­lığa bazı Batı ülkelerinde de raslanır. İran’da nakkal. Araplarda makame adını alan meddahın ve meddahlık sa­natının, özellikle Araplarda köklü ve yaygın bir geleneği vardı: ayrıca öy­kü anlatma geleneğine yakın türler de türemişti. Bunlardan Kerbela olayla­rını anlatanlara rûzehan. Hz. Muhammed’in ailesinin basından gecen acıklı olayları anlatanlara da perdedâri de­nir.

Türkiye’de meddahın konu ve anlaJım yöntemleri Türk toplumunun geçirdi­ği değişim evrelerine göre biçimlen­miş, ayrıca dinleyicilerle olan etkile­şim sonucu, meddahların her dönem­de kendilerine özgü bir anlatım biçi­mi geliştirdikleri görülmüştür. Anado­lu Selçukluları döneminde Türk med­dahları önceleri halifeleri, padişahla­rı öven bir anlatım biçimi benimsemiş­ler, daha sonra güncel yaşamı ele alan öyküleri, kahramanlık destanla­rını ve fıkraları işlemeye başlamışlar­dır. Öte yandan, İstanbul’da yetişen meddahlar Anadolu’da etkinliğini sür­düren meddahlardan oldukça farklı bir yol ve yöntem izleyerek, gerçek içerikli öyküleri, gülmece çerçevesi içine oturtup başarılı örnekler sunmuşlardır. Devamını Okuyunuz…

İlk Yorum Yazan Siz Olun - Yazı hakkında düşüncelerinizi yazın.  Yazan Talha Duman - at 12:16

Kategori: Ansiklopedi   Etiket:

« Önceki SayfaSonraki Sayfa »