Romantizim Sonrası Müzikçi Gustav Mahler’in Hayatı ve Doğayı Görme Anlayışı

Avusturyalı müzikçi Gustav Mahler (Kalischt, Bohem­ya, 1860-Viyana, 1911).

Genç yaşta müziğe ilgi duyan Gustav Mahler, 1875’te Viyana Konservatuvarı’na girdi; bir yandan da felsefe, tarih ve müzik tarihi konusundaki öğ­renimini sürdürüyordu. Hugo Wolf ve Bruckner’le de tanışan müzikçi, 1878’de ilk yapıtlarını oluşturmaya başladı. 1880’de Prag’da VVagner’in Tetralojı”sini yönetti. Ardından, çeşitli kentlerde ve bu arada Viyana ile New York’ta orkestra yöneticiliği yaptı; Vi­yana ‘da, geleneklere bağlı olan müzik çevrelerinde yankılara yol açtı; New York’ta da 1908’de New Philharmonic Society’y’ı kurdu.

Romantizim Sonrası Bir Müzikçi

VVagner’den farklı olarak, Beetho­ven’den sonra hâlâ bir senfoni yazma­nın olanaklı olduğunu düşünen Gustav Mahler, wagnercilikle yoğrulmuş olan ve hem Wagner’in doğrultusunu sür­dürmek, hem de onun gölgesinden kurtulmak isteyen Orta Avrupalı ro­mantizm sonrası müzikçilerin en iyi temsilcisi sayılır. Mahler’in çok sayı­daki yapıtları, yalnızca VVagner’i de­ğil ama, belli bir müzik dilini de aşma­ya doğru yönelmiş trajik bir gerilim bi­çimindedir. Müzikçi tam anlamıyla barok bir anlayış içinde eksiksiz bir yapıt yaratma eğilimi içindedir; koz­mik bir zenginliği verebilmek için bü­yük Wagner orkestrasına bir de orgu, ksilofonu, piyanoyu, armonyumu, mandolinleri, gitarları, çıngırakları eklemiştir. Mahler’in Dokuzuncu Senfoni’si birbiri ardı sıra sonat, çift çeşitlemeler, rondo, lied, konçerto, füg görünümleri kazanır.

Doğayı Panteist Bir Anlayışta Görme

Thomas Mann’a göre Gustav Mahler. çöküşün sanatçısı, bir alacakaranlık adamıdır. Katolikliği seçmiş bir Yahu­di olan Mahler, bu dinin öz havasın­dan çok dogmalarını, ilahilerini ve ef­sanelerini sevmiş, Nietzsche felsefe­sinden esinlenerek doğayı panteist bir anlayışta görmeye çalışmıştır.

Ama müzikçinin asıl dehası Çin şiir­lerinden esinlenerek oluşturduğu Das Lied von der Erde (Toprağın Şarkısı, 1908) adlı yapıtında açıkça kendini belli eder. Mahler’in müziği, tonal kromatizmin son büyük yapıtı olarak belirir. Berg ve Webern’in hayran ol­duğu sanatçı özellikle Şostakoviç ve Dallapiccola gibi pek çok modern müzikçiyi etkilemiştir.

Hadi Paylaş!Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Share on RedditPin on Pinterest

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir