Göstergebilim Nedir? Kuramın Gelişimi ve Türkiye’deki Göstergebilim Çalışmaları

Göstergebilim Nedir? İnsan bilimlerinin, anlamlı bütünleri, bir başka deyişle, gösterge dizgelerini (sistemlerini) inceleyen dalı (semiyotik ve semiyoloji de denir).

Anlamlı bütünler ve göstergebilim

Belli bir topluluk oluşturan insanların bildirişim kurmak için kullandıkları doğal diller (Türkçe, İngilizce, Fransızca, Almanca, vb.), çeşitli el kol hareketleri, davranışlar, trafik işaretleri, sağır-dilsiz alfabesi, reklam afişleri, moda, tiyatro gösterileri, edebiyat yapıtları, tablolar, vb. olgular birer “anlamlı bütün”, bir başka deyişle birer “gösterge dizgesi” oluşturur (gösterge, çok geniş olarak, bir başka şeyin yerini tutan, kendi dışında bir şey gösteren her çeşit biçim, nesne, olgu, vb. olarak tanımlanabilir).

İnsan bilimleri arasında dilbilim yalnızca yukarda sözünü ettiğimiz doğal dillerin (doğal diller de bir göstergeler dizgesidir) yapısını incelerken, göstergebilim, doğal diller dışında kalan bütün öbür gösterge dizgelerini betimlemeye, göstergelerin birbirleriyle kurdukları bağıntıları saptamaya, bağıntılar sırasında oluşan anlamların eklemleniş biçimini bulmaya, göstergeleri ve gösterge dizgelerini sınıflandırmaya, böylece, hem insanla insan, hem de insanla doğa arasındaki etkileşimi açıklamaya çalışır. Bu geniş amaç doğrultusunda da, bilim- kuramsal, yöntembilimsel ve betimsel açılardan tümükapsayıcı, tutarlı ve yalın bir kuram oluşturmaya yöneldiği görülür.

Göstergebilim Tarihi

Göstergebilimin, göstergeler kuramının oluşmaya başladığı dönemlerden günümüze kadar uzanan evrim sürecini belli başlı bölümlere ayırarak inceleyebiliriz.

Göstergeler Kuramının Oluşması

Gösterge kavramı üstüne Eskiçağ’dan başlayarak çeşitli görüşler ileri sürülmüş, özellikle doğal dillerdeki göstergeler konusunda değişik bakış açıları ortaya atılmıştır. Sözgelimi stoacılar, özdeksel nesne, özdeksel simge ve anlamı birbirinden ayırt ederek gösterge üstüne düşünmüşler, ayrıca Ortaçağ’da yayımlanmış bazı skolastik felsefe yapıtlarında da anlamlama biçimleri ile ilgili gözlemler yer almıştır.

XVII. ve XVIII. yy’lar, göstergeler kuramı açısından genel bir dil ve anlam kuramının tasarlandığı dönemlerdir. 1690 yılında, J. Locke’ın, Essay Concerning Human Understanding (İnsan Anlayışı Üstüne Deneme) adıyla yayımladığı yapıtta, göstergeler sorununa değindiği ve “göstergeler öğretisi” anlamına gelen semiyotik terimini kullandığı görülür.

Göstergeler kuramının XVIII. yy’da j. Locke’tan sonraki temsilcisi j.H. Lambert’dir. Gerçekten de, Lambert 1764’te yayımladığı Neues Organon (Yeni Organon) adlı yapıtının bir bölümünü düşüncelerin ve nesnelerin gösterilmesine ilişkin öğretiye (semiyotik) ayırmış ve bu bölümde doğal dillerin yanı sıra, müzik, koreografi, arma, amblem, tören gibi doğal dil dışı gösterge dizgelerini de incelemiştir.

XVIII. yy’da B. Bolzano, Wissenschaftslehre (Bilim Öğretisi, 1837) adlı kitabıyla, E. Husserl de 1890’da yazdığı “Zur Logik der Zeichen (Semiotik)’’ (“Göstergelerin Mantığı Üstüne [Göstergebilim]”) ile göstergeler öğretisini yeniden tartışma alanına soktular.

XIX. yy’a kadar uzanan göstergeler kuramının bu ilk döneminde, semiyotik terimine raslanmakla birlikte, bir göstergebilimsel etkinlikten çok, bir dil kuramının, bir dil felsefesinin geliştirilmiş olduğu söylenebilir.

Çağdaş Göstergebilimin Doğuşu

Göstergeler kuramını ya da öğretisini bağımsız bir bilim dalına dönüştürerek çağdaş göstergebilimin doğmasını sağlayan kişilerin başında A.B.D’li Charles Sanders Peirce gelir. Gerçekten de Peirce, genel bir göstergebilim kuramı tasarlamıştır. Peirce’ün mantıkla özdeşleştirdiği göstergebilim kuramı üçe ayrılır: Salt dilbilgisi; mantık; salt sözdizim Göstergebilim kuramıyla ilgili yazılarını yaşadığı süre içinde belli bir kitapta toplamamış (bu yazılar Peirce un ölümünden yıllar sonra öbür yazılarıyla birlikte kitaplaştırılmıştır) olan Peirce un yaklaşımının en ilgi çekici yanı, gösterge kavramı için önerdiği tanım ve sınıflandırmadır. Göstergelerin eksiksiz ve yetkin bir sınıflandırmasını yapmayı amaçlayan Peirce, üçlüklere dayalı altmış altı sınıftan oluşan bir göstergeler dizelgesi kurar. Bu üçlükler arasında en çok dikkati çeken ve bilimsel açıdan en yararlı olan da görüntüsel gösterge (resim, fotoğraf), belirti (duman ateşin belirtisidir) ve simge’dir (terazi adaletin simgesidir).

Peirce’ün göstergebilim açısından belirlediği bir başka önemli ayrım da gösterge, yorumlayan ve nesne üçlüsüdür.

Peirce çağdaş göstergebilimin A.B.D’ndeki öncülüğünü üstlenirken, aynı bilim dalının Avrupa’daki öncülüğünü de, soruna bir mantıkçı olarak değil de, bir dilbilimci olarak yaklaşan İsviçreli Ferdinand de Saussure üstlenmiştir.

Peirce doğal dil dışı gösterge dizgelerinden kalkarak,doğal dillerin bu dizgeler içindeki yerini belirlerken, Saussure, Genel Dilbilim Dersleri (Cours de linguistique générale, 1916) adlı yapıtında, doğal dilin yapısından kalkarak,öbür gösterge dizgelerinin düzenini çözümleyecek bir bilim dalı düşünür. Saussure, ilerde kurulmasını istediği ve toplum içindeki göstergelerin yaşamını inceleyecek olan bu bilim dalını semiyoloji diye adlandırır. Ona göre,semiyoloji, yani göstergebilim, genel göstergeler bilimi olacak, doğal dillerin yapısını araştıran dilbilim ise, göstergebilimin bir dalı durumuna gelecektir. İsviçreli dilbilimci Saussure, dilbilimi göstergebilime bağlarken, göstergebilimi de toplumsal ruh bilimin, daha doğrusu genel ruhbilimin kapsamı içinde düşünür.

PEİRCE VE SAUSSURE’DEN SONRAKİ GÖSTERGEBİLİMCİLER

Çağdaş göstergebilimin A.B.D’li ve İsviçreli öncülerinden sonra, özellikle 1930 yıllarından başlayarak, birçok bilim adamının, göstergebilimi gerek kuram, gerekse uygulama açısından hızla geliştirmeye çalıştıkları görüldü. Başta Peirce olmak üzere R. Carnap’ m ve yeni olgucu akımın etkisinde kalan C.W.Morris Foundations of the Theory of Signs (Göstergeler Kuramının Temelleri, 1938) ve Signs, Language and Behaviour (Göstergeler, Dil ve Davranış, 1946) adlı yapıtlarında, genel bir göstergebilim kuramı oluşturmaya çalışırken, üç alt bölüm ayırt etti: Sözdizim (göstergelerin birleşim kurallarını inceler); anlambilim (göstergelerin anlamını inceler); edimbilim (göstergelerin kullanılışını inceler).

A.B.D’nde Peirce etkisi Morris dışındaki kuramcılar üstünde de görülürken, Avrupa’da, Saussure un görüşlerinden kalkan bilim adamları göstergebilime katkıda bulundular. Gerçekten de, Prag Dilbilim Çevresi üyeleri Saussure’ün temel kavram ve ilkelerinden kalkarak edebiyat ve sanat yapıtlarını ya da olgularını bir göstergebilim çerçevesi içinde değerlendirdiler (sözgelimi J. Mukarovsky, sanatı göstergebilimsel bir olgu biçiminde değerlendirip, bildirişim işlevi ile estetik işlev’i birbirinden ayırt etti).

Kopenhag Dilbilim Çevresinin kurucularından olan ve Saussure’ün görüşlerini yetkinleştiren Louis Hjelmslev de, Omkring sprogteoriens grundlaeggelse (Dil Kuramının Temel İlkeleri, 1943) adlı yapıtında, doğal dil dışındaki gösterge dizgelerine değinerek, mantıksal biçimselleştirme anlayışına dayalı bir göstergebilim kuramının temel kavramlarını ortaya attı; göstergebilimin kavramlar bütününü de bir üstdil olarak değerlendirdi. Hjelmslev’in yaptığı kavramsal ayrımlar arasında anlatım/içerik saptaması önemli bir yer tutuyordu: Danimarkalı bilgin, gösterge dizgelerine ilişkin olarak belirlediği bu iki düzeyi de kendi içlerinde ikiye ayırdı: Anlatımın tözü/anlatımın biçimi; içeriğin tözü/ içeriğin biçimi.

Hjelmslev’in gerek dilbilim, gerekse göstergebilim açısından getirdiği önemli bir ayrım da düz anlam yan anlam olgusuydu.

Saussure’ün kavramlarına ve ilkelerine sıkı sıkıya bağlı kalan E. Buyssens ise, Les Langages et le discours (Diller ve Söylem, 1943) adlı kitabında, toplum yaşamı içindeki bildirişim amacı taşıyan gösterge dizgelerini (sözgelimi, trafik işaretleri) inceledi.

1960’TAN SONRAKİ GELİŞMELER

İnsan bilimleri alanındaki çalışmaların özellikle 1960 yılından başlayarak hızlanması sonucu, dilbilim ve göstergebilimde yöntem açısından büyük ilerlemeler oldu: Özellikle folklor, edebiyat metinleri, tiyatro yapıtları, müzik, resim, vb. gösterge dizgelerinin taşıdıkları anlamlar çözümlenmeye başladı.
S.S.C.B’nde, başka bilim dallarındaki (sibernetik, simgesel mantık, matematik, vb.) yeni kavramların ve yaklaşımların da etkisiyle, şiir, mit, efsane gibi anlamlı bütünler incelendi; bu göstergebilimsel etkinliği sürdürenlerin başında da Tartu okulu temsilcileri ve özellikle Yuri Lothman yer alıyordu.

A.B.D’nde, 1960 yıllarından sonraki göstergebilimsel çalışmaların önde gelen temsilcisiyse, temel görüşlerini Contributions of the Doctrine of Signs (Göstergeler Öğretisinin Katkıları, 1976), The Sı’gn and it s Masters (Gösterge ve Gösterge Ustaları, 1978) ve Semiotics (Göstergebilim, 1979) adlı yapıtlarında ortaya koyan T.A. Sebeok oldu. Sebeok’a göre, göstergebilim üç temele dayanır: Dilbilim (Saussure); felsefe (Peirce); tıp (Hippokrates). Çalışmalarında bildirişim işleviyle anlatım işlevini inceleyen Sebeok göstergebilimi çeşitli alanlara ayırır: İnsana ilişkin göstergebilim incelemesi; bedene ilişkin sibernetik dizgelerin incelenmesi; hayvanlararası bildirişimin incelenmesi. 1960 yıllarından sonra bilim kuramsal ve yöntemsel açıdan değişik göstergebilim görüşlerinin filizlendiği bir başka ülke de Fransa’dır. Sözgelimi F. de Saussure – E. Buyssens – A. Martinet’nin doğrultusunu izleyen G. Mounin, L.j. Prieto gibi araştırmacılar, bildirişim amaçlı, doğal dil dışı gösterge dizgelerinin (trafik işaretleri, sağır-dilsiz alfabesi, vb.) işleyişini betimleyen çalışmalar yaptılar (dilbilimsel kökenli bu tür incelemeler bildirişim göstergebilimi ‘diye adlandırılır).

Göstergebilime gerçekten katkıda bulunmuş bir başka Fransız bilim adamı da Roland Barthes’tır. Özellikle Mythologies (Mitolojiler, 1957), Göstergebilim İlkeleri (Eléments de sémiologie, 1964) ve Système de la mode (Moda Sistemi, 1967) adlı yapıtlarıyla, moda, mutfak, görüntü, reklam, turizm, vb. dizgeleri, gerek Saussure’ün, gerekse Hjelmslev’in kavramlarını yeniden düzenleyerek inceleyen Barthes, Saussure’ün göstergebilim tasarısını tersine çevirmiş olmakla tanınır: Gerçekten de, Barthes’a göre dilbilim göstergebilimin değil, göstergebilim dilbilimin bir alt bölümüdür; çünkü, insanların başvurduğu bütün gösterge dizgeleri ancak doğal dil desteğiyle geçerlik kazanır. Göstergebilim kuramcıları arasında asıl dikkati çeken bilim adamıysa gene Fransa’da yaşayan Litvanya kökenli Algirdas Julien Greimas’tır. 1960 yıllarından sonra sürdürdüğü araştırmalarla göstergebilimi kendi kendine yeten, bağımsız bir düzeye yükseltmiş olan Greimas, özellikle Sémantique structurale (Yapısal Anlambilim, 1966), Du Sens I-1I (Anlam Üstüne I-I1.1970-1983), Maupassant. La sémiotique du texte: exercises pratiques (Maupassant. Metnin Göstergebilimi: Uygulama Alıştırmaları, 1976), Sémiotique et sciences sociales (Göstergebilim ve Toplumsal Bilimler, 1976), Sémiotique. Dictionnaire raisonné de la théorie du langage (Göstergebilim Dil Kuramının Açıklamalı Sözlüğü, 1979; j.Courtés ile birlikte) adlı yapıtlarıyla tanınır.

Her çeşit anlamlı bütünün incelenmesine yönelik genel bir göstergebilim (ya da anlambilim) yöntemi tasarlamış olan Greimas, özellikle 1970 yılından sonra, çevresinde oluşturduğu araştırma topluluğuyla (bu topluluğa sonradan Paris Göstergebilim Okulu adı verilmiştir) birlikte geliştirdiği çözümleme yöntemini edebiyat (yazılı metinler, sözlü edebiyat), görüntü, masal, müzik, şiir, dinsel söylem, hukuk dili, siyaset gibi değişik dizgelere uygulayıp, insanın yarattığı, anlam taşıyan yapıların hem değişmeyen evrensel özelliklerini (temel yapılar), hem de kişiden kişiye, toplumdan topluma değişen tikel özelliklerini (yüzeysel yapılar) ortaya koydu. Bu arada insan bilimlerinin öbür dallarına da yöntemsel açıdan örnek olabilecek veriler sağladı.

Göstergebilimin öbür temsilcileri arasında da özellikle U. Eco, J. Kristeva, C. Metz, S. Marcus, M. Arrivé, J- C. Coquet, J. Courtés, vb. sayılabilir.

Türkiye’de Göstegebilim Çalışmaları

Türkiye’deki göstergebilimsel etkinlikler, öncelikle Greimas’ın geliştirdiği kuram doğrultusunda, birçok değişik bakış açısına göre sürdürüldü. Tahsin Yücel (Anlatı Yerlemleri, 1979; Yapısalcılık, 1982; Yazının Sınırları, 1982), Mehmet Rifat (Genel Göstergebilim Sorunları. Kuram ve Uygulama, 1982; Dilbilim ve Göstergebilim Kuramları, 1983; Göstergebilimin ABC’si, 1992) ve Gül Işık (Montale’nin Şiir Evreninde Anlamsal Yapılar, 1978) Greimas göstergebilimine bağlı kalarak yaptıkları çalışmaları kitaplaştırdılar. Bu arada, mimarlık ve göstergebilim bağıntılarını inceleyen araştırmacılar da dikkati çekti (sözgelimi, V. Özek, Mimarlıkta Gösterge ve Simge. Eşik Aşamasının Belirlenmesi, 1980).

Hadi Paylaş!Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Share on RedditPin on Pinterest

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir