Hacı Bayram Veli Hayatı Tasavvuf Felsefesi ve Bayramiye Tarikatı

Türk sofisi ve ozanı(Ankara,1352?- Ankara,1429?).

Hacı Bayram Veli Türbesi

Hacı Bayram Veli’nin Ankara’da bulunan türbesi içindeki mezarı

Asıl adı Numan olan Hacı Bayram Veli öğrenimini Ankara’da tamamladıktan sonra, Melike Hatun medresesinde müderrislik yaptı. Oradan Aksaray’a giderek ünlü mutasavvıf Şeyh Hamidüddin Aksarayi’nin müridi oldu ve onunla birlikte Bursa’ya gitti. Şeyh Hamidüddin’in ölümünden sonra müritleri, tasavvuf derslerini ve felsefesini öğrenmek üzere Numan’ın çevresinde toplandılar. Onun tasavvuf anlayışı ve inancı Şeyh Hamidüddin’inkinden farklıydı. Numan, Halvetiye ve Nakşibendiye inançlarını ve bu iki yolun genel kurallarını yeniden yorumlayarak Bayramiye tarikatını oluşturdu. Bu yolun temel ilkesi zikir’di. İnsanın her varlıkta Tanrı’yı görmesi, bulması ve Tanrı nurunun, insan gönlünde sürekli olarak ışıması için tasavvuf felsefesini benimsemiş olan sofilerin yürekten, kesintisiz olarak Tanrı’yı zikretmesi gerekiyordu. Buna göre, insan nefes aldığı sürece Tanrı adlarından birini anar ve her olanı ondan bilirse, giderek her varlıkta, her oluşumda Tanrıyı görmeye başlayacak ve bir anlamda Tanrı’yla özdeşleşecektir. Bayramiye tarikatında iki ayrı türde zikir kabul edilmiştir. Bunlardan biri törensel zikirdir; Özel giysiler giyerek, toplu halde, belli kurallara uyulup yüksek sesle Tanrının adlarını söylemeye dayanan zikir türüne “cehri zikir (yüksek sesli zikir)” denir. Bu tür, daha çok tekkelerde uygulanır ve insanların kişisel nefsini toplumsal nefis içinde eritme amacını güder. Bu biçimsel ve törensel ibadetin dışında “hafi zikir (gizli zikir)” denilen bir de bireysel zikir türü vardır. Bu tür zikir için hiçbir kural ve tören gerekmez, belli zamanı yoktur. İnsan bilinçli tüm zamanını, Tanrıyı anarak, Tanrının tekliğini, kuvvet ve kudretini gönlünde yaşayarak geçirmelidir.

Bayramiye tarikatını kurduktan sonra Hacı Bayram Veli adını alan Numan için asıl sofilik, asıl İslam inancı bu gizli zikre dayanır.
Her iki zikir türünün de amacı, insanın yalnız kendinden oluşan bağımsız bir bütün olmadığını algılaması, tanrısal bütünün bir parçası olduğunun bilincine varması ilkesiyle temellenir. Kendini zikre veren insan, bu gerçeğe adım adım yükselir; sonunda yaradılmışların çokluğu içinden sıyrılarak, Yaratan’ın birliğine ulaşır. İşte o zaman insan, bütün eylemlerin kaynağının Tanrı olduğuna tevhid-i ef’al [eylemlerin birlenmesi]); bütün varlıklarda Tanrı’nın “tecelli” ettiğine tevvhid-i sıfat [niteliklerin birlenmesi]); aynı niteliklerin gerçekte bir kaynaktan (Tanrı’dan) türediğine tevhid-i zat [Tanrı’da birleştirme]) inanır. Bu üç ilke, Bayramiye tarikatının temel inancını oluşturur.

Hacı Bayram Veli, söz konusu ilkeleri nefsinde yaşamayı başaranlar için yaşamın ve ölümün bir bayram olacağına inandığından,tarikatına Bayramiye adını verdi; Anadolu’da çevresine birçok kişiyi toplayarak bir manevi güç oluşturdu.
Sultan Murad linin iktidar dönemine rastlayan bu oluşumun, bazı kimseler tarafından siyasal boyutlar da katılıp, padişaha iletilmesi üzerine Hacı Bayram Veli,Sultan Murad tarafından Edirne’ye getirtildi. Ancak padişah, huzuruna zincirlerle getirilen bu inanç adamını görür görmez hiçbir siyasal iktidar beklentisi olmadığını anlayıp, zincirlerinden kurtararak kendisini bağışladı.

Hacı Bayram Veli ve müritleri Murad II’nin izniyle Ankara’ya dönüp, bir yandan tasavvuf derslerini sürdürürken, bir yandan da Solfasol köyünde yeniden çiftçiliğe başladılar. Çok alçakgönüllü ve çalışkan bir insan olan Hacı Bayram Veli, Anadolu’dan kendisine sunulan bütün armağanları kabul eder, ama birine bile elini sürmeden, her şeyi yoksul kimselere dağıtırdı. Sokaklarda “abdallar” sınıfından dervişler gibi sazla, “nefir’le (cemaatle) gezdiği, zikrettiği, deyişler söylediği olurdu; kural dışı yaşamayı seven bir kişiliği vardı.

Yerine kimseyi “halife” olarak bırakmadığından, 1429 yılında ölünce, müritleri ikiye ayrıldı. Bir bölümü Akşemsettin’in oluşturduğu Şemsiye koluna girdiler. Hacı Bayram Velinin cohrî zikrini temel alan bu kol, her şeyin törelere uygun biçimde ve topluca yaşanmasından yanaydı.

Yakın müritlerinden Ömer Dede’ye uyanlarsa, Melamiye adı verilen bir kolda birleştiler. Bunlar hafi zikir denilen yöntemle dünyanın geçici heveslerinden ve insanı dünyaya bağlayan yanılgılardan kurtulunabileceğine inanıyorlar, kuralları insanın iç dünyasında yaşaması gerektiğini söylüyorlar, törelere ve törenlere önem vermiyorlardı. Melamilere göre, inanmışların bir daire çevresinde oturmaları, gözlerini kapayıp düşüncelerini belli bir noktaya yöneltmeleri yeterliydi. Gönülde başlayıp gönülde biten bu daire, Tanrı’da başlayan her şeyi yine Tanrı’da bitirecek; gizli zikir sırasında coşup kendinden geçen dervişin gönlünde Tanrı tecelli edecekti.

Bayramiler, genellikle taç adı verilen altı dilimli beyaz keçe külah giyerlerdi; bu altı dilim altı yönü gösterir; altı yön de, bir arada evreni kuşatırdı. Hacı Bayram Veli’den günümüze aruzla ve heceyle yazılmış pek az şiir kalmıştır. Şathiye ve ilahi biçiminde olan bu şiirlerde kullanılan dil, Anadolu Türkçesini geniş ölçüde etkilemiş, şiirlerinin kimileri bestelenerek tekkelerde zikir sırasında okunmuştur.

BİLMEK İSTERSEN SENİ
Bilmek istersen seni
Can içre ara canı
Geç canundan bul anı
Sen seni bil sen seni

Kim bildi ef âlini
Ol bildi sıfatını
Anda buldı zatını
Sen seni bil sen seni

Görünen sıfatındur
Anı gören zâtındur
Gayri ne hâcetindür
Sen seni bil sen seni

Kim ki hayrete vardı
Nura müstağrak oldı
Tevhîd-i zâtı buldı
Sen seni bil sen seni

Bayram sözini bildi
Bileni anda buldı
Bulan ol kendi oldı
Sen seni bil sen seni

Hadi Paylaş!Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Share on RedditPin on Pinterest

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir