Hacı Bektaş Veli

Türk sofisi ve ozanı (Nişabur, Horasan, 1209/1210?- Sulucakarahöyük [Hacıbektaş], 1270/1271).

Hacı Bektaş Veli’nin yaşamı konusundaki bilgimiz, elimizde yeterli belge olmadığından,daha çok söylencelere ve menkıbe kitaplarına dayanır. Özellikle Eflakinin Monakıbül-Arifin (Ariflerin Menkıbeleri) adlı kitabı, Ali oğlu Musa’nın yazdığı Bektaşi Vulâyctnamesi ve ünlü Âşıkpaşazade Tarihi Hacı Bektaş Veli konusunda bilgi verir. Bu bilgiler Hacı Bektaş Veli’nin yaşamını olağanüstü olaylar ve destansı öykülerle süsler. Bektaşi Volûyctnamosi’nde yazıldığına göre, Bektaş yedinci imam Musa Kâzım soyundandır ve Hoca Ahmet Yesevî halifelerinden Lokman Perende’nin öğrencisidir. Nişabur’daki ilk öğrencilik yılları, büyük ve mucizeli olaylarla anlatılır. Lokman Perende, çocuk öğrencisine öğretecek hemen hiçbir şey bulamamış, neyi anlatmaya kalksa çocuğun onu bildiğini görmüştür. Bunun üstüne, soylu bir ailenin çocuğu olan Bektaş’ın ana-babasından hacca gitmek için izin isteyen Lokman Perende, hacda da inanılmaz olaylarla karşılaşır.Öğrencisi, hac törenini kendisiyle birlikte geçirmiş, hatta söylenceye göre Nişabur’dan hocasına, annesinin eliyle yaptığı sıcak “pişi”ler taşımıştır. Lokman Perende hac dönüşü, kendisini karşılamaya gelenlere olayı böylece anlatır ve “Bundan böyle sana Hacı Bektaş diyeceğim” der. Bektaş’ın hacılığıysa bu tarihten çok sonra gerçekleşir.

Gene söylenceler, Ahmet Yesevî’nin Orta Asya’daki Türk büyüklerini Anadolu’ya göndermesi sırasında, Ata ocağında yanan bir karadut kütüğünü “erlik gücü” ile batı yönüne doğru fırlatarak, “Seni Rum diyarına saldık Bektaş’ını, var git, bu kütük nereye düşerse mekânını orada kur” diye buyurduğunu hikâye eder. Bektaş Veli bu buyruğa uyarak yola çıkmış, pek çok kente uğrayarak altı yıl içinde Anadolu’ya varmıştır. Bu arada gerçekten hacca da gitmiş, İslam dünyasının büyük bilginlerini ve sofilerini de bu yolculuk sırasında tanımıştır. İlk durağı Anadolu’da Sivas kenti olan Bektaş Veli, oradan Amasya’ya gitmiş, Baba İshak’a halife olmuş, Kırşehir ve Kayseri’de yaşamış, sonunda Kırşehir’in Sulucakarahöyük köyüne yerleşmiştir.
Hacı Bektaş Veli, Orta Asya’dan Anadolu’ya göç eden ve Âşıkpaşazade Tarihinde dört ayrı bölük olarak adlandırılan topluluklardan “Bâcıyân-ı rum taifesi”denilen kadın kollarıyla yakınlık kurmuş, bunların içinden Kutlu Melek, Kadıncık Ana, Hatun Ana gibi adlarla anılan kadını evlat edinerek çevresinde halkın bazı kesimlerini örgütlemeye girişmiştir. Kardeşi Menteş’in öldürüldüğü Babai isyanları sırasında Bektaş, Vefaiye tarikatına bağlıydı; ayaklanmalarda kılıçtan geçirilmekten kurtulan Şii-Batıni topluluklarını bir araya getirmek, Anadolu’yu birleştirmek istiyordu. Bektaş’a inananlar onu “Abdallar serveri, Kalenderler piri” gibi sıfatlarla anıyorlar, kendilerine de Haydari (Ali yanlısı), Şemsi, Edhemi, Celâli, Şii-Batıni gibi adlar veriyorlardı. Daha sonra bu topluluklar, Bektaşi adı altında birleştirildi.

Bektaşi geleneği, Orhan Gazi ile Hacı Bektaş Veli arasında bir bağlantı kurarak Hacı Bektaş Veli’nin Söğüt’te yeniçeri ocağına dua ettiğini ve bu nedenle yeniçeri ocağı tarafından pir sayıldığını kabul eder. Yeniçeri ağalarına bu inançla Ağayı Bektaşiyân adı verilmiştir. Söylenceye göre Hacı Bektaş, ocağa giren ilk gönüllülere elini uzatıp başını sıvazlayarak dua ettiği sırada, cübbesinin yenleri yere doğru sarkıyormuş. Hacı Bektaş Veli her bir askeri daha kolay sıvazlayabilmek için, yenini içine sokuyormuş: böylece “yen içeri” sözü, giderek, bu askerlere “yeniçeri”denilmesine yol açmış. Söylence, yeniçeri börkünün arkaya kıvrılan kesiminin de, bu içeri alınan yeni simgelediğini belirtir.

Gerçekte bu söylencedeki tarihler birbirini tutmaz; Hacı Bektaş Velinin ölümü (1271), Orhan Gazi’nin doğumundan (1326) çok öncedir ama gelenek bu birleştirmeyi gerçekmiş gibi kabul eder.
Yeniçerilikle Bektaşîliği birleştiren söylencelerin doğuşunda Ahilik örgütünün etkisi olmuş, Ahilerin seyfî (kılıçlı) koluna bağlı Alp erenler adı verilen mücahitler, Hacı Bektaş Veli’yi kendileri ne “Serçeşme’seçmişlerdi. Bu seçim Hacı Bektaş’ı yeniçeriliğin kuruluş söylencelerine katmaya yetmiştir. Hacı Bektaş’ın Makalcıt adlı Arapça bir kitabı vardır. Batıni inançları yorumlayan, 12 imamı anlatan bu kitabın aslı bulunamamıştır. Ancak, Said Emre adlı bir ozanın düz yazıyla, Ferafı ıamo yazarı Hatipoğlu’nun da manzum bir çevirisi vardır. Bu iki çeviriden, Makaât ın öğretici bir tasavvuf elkitabı olduğu anlaşılır. Tasavvuf terimlerinin açıklanmasının yanı sıra, Şeriat, Tarikat, Hakikat, Marifet adlı dört sofilik kapısının özellikleri ve anlamları ile Şiiliğin ilkeleri Makalât’ın konuları arasındadır.

Hacı Bektaş Veli, güzel bir Türkçeyle yazdığı şiirleriyle, düşünce bakımından olduğu kadar dil ve duyarlık bakımından da, kendisinden sonraki birçok ozanı etkilemiştir.

Hadi Paylaş!Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Share on RedditPin on Pinterest

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir