Hoşgörünün Adresi Osmanlı

Hoşgörünün Adresi Osmanlı 7. Sınıf Sosyal Bilgiler 60-63 sayfalar Cevapları

“Ben ki Sultan Mehmet Han’ım. Üst ve alt tabakada bulunan bütün halk tarafından şu şekilde bilinsin ki bu fermanı taşıyan Bosna rahiplerine lütufta bulunup şu hususları buyurdum: Söz konusu rahiplere ve kiliselerine hiç kimse tarafından engel olunmayıp rahatsızlık verilmeyecektir. Bunlardan gerek ihtiyatsızca memleketimde duranlara ve gerekse kaçanlara, ferman olsun ki t memleketimize gelip korkusuzca sakin olsunlar ve kiliselerinde yerleşsinler; ne ben ne vezirlerim ne de halkım tarafından hiç kimse bunlara herhangi bir şekilde karışıp incitmeyecektir. Kendilerine, canlarına, mallarına, kiliselerine ve dışarıdan memleketimize getirecekleri kimselere, yeri ve göğü yaratan Allah hakkı için Peygamberimiz Muhammed Mustafa (s.a.v.) hakkı için, yedi Mushaf hakkı için, yüz yirmi dört bin peygamber hakkı için ve kuşandığım kılıç için en ağır yemin ile yemin ederim ki yukarıda belirtilen hususlara söz konusu rahipler, benim hizmetime ve benim emrime itaatkâr oldukları sürece hiç kimse tarafından muhalefet edilmeyecektir.” Bu ferman suretinde de görüldüğü gibi azınlıklar, tam bir hürriyet ortamı içinde hayatlarını sürdürmüşlerdir.

Bosna Ruhbanlarına Fatih Sultan Mehmet Han’ın verdiği ahitname Halil İnalcık, Günsel Renda, Osmanlı Uygarlığı, C 1, s. 120.

Bu ahitname çok uluslu bir devlet olan Osmanlıların bir arada yaşamaları açısından neden önemlidir? Bu ahitname o dönemde size verilseydi neler hissederdiniz?

Fatih Sulatan Mehmet’in verdiği bu ferman çok önemlidir. Çağdaşı Avrupa ve Moğollardan çok farklı bir yaklaşımdır. Daha önce yaşadıkları hayatı yaşamaya devam edecekleri ve kimsenin onlara dokunamayacağı, yaşantılarına müdahale edilemeyeceği konularında tam bir güvence veriyor. Bu Müslüman toplumunda gayrimüslimlere hoşgörü ile yaklaşması hususunda bir fermandır.

600 yılı aşkın bir süre çok uluslu topluluklardan oluşan bir devlet olarak varlığını sürdüren Osmanlılar, yüzyıllarca huzur ve güvenin sağlandığı bir devlet kurmuşlardı. Günümüzde kişilerin birbirlerine göstermekte güçlük çektiği hoşgörüyü Osmanlılar, yüzyıllarca farklı kültürlere ve uluslara göstermişlerdi. Osmanlı Devleti’nin sınırlarının ulaştığı her yerde bu hoşgörü ve birlikte yaşam ile ilgili birçok kanıt varlığını hâlâ devam ettirmektedir. Aşağıdaki iki fotoğrafta bu özelliği görüyoruz.

hacı bayram camisi ve Augustus tapınağı

Osmanlıların farklı dinlere ve ibadet yerlerine karşı hoşgörülü olması onların hangi özelliğini yansıtır?

Dinde zorlama yoktur, emrine uygun hareket ettiklerini gösterir. İnsana verdikleri saygıyı gösterir. Irk dil din ayrımcılığı yapmadıklarını gösterir. Esas itibariyle bu durum Osmanlının dini özelliklerini yansıtır.

Osmanlılarda toplum müslim (Müslüman topluluklar) ve gayrimüslim (Müslüman olmayan topluluklar) olarak ikiye ayrılmıştı. Aşağıdaki tabloda bu iki topluluğa ait hak, sorumluluk ve özgürlükler yer almaktadır. Bu iki toplumun sahip oldukları durumlar ile ilgili neler söyleyebilirsiniz?

Müslim ile gayrimüslimler aynı haklara sahip olmuşlardır. Bu haklar kanun ve fermanlarla belirlenmiş ve koruma altına alınmıştır. Gayrimüslimler vatandaş olarak görülür. Ticaretle meşgul olurlar, hür bir şekilde kendi ibadethanelerinde kendi ibadetlerini ederlerdi.

Günümüzde de Türklerin farklı milletlere ve dinlere mensup topluluklara birçok hak ve özgürlükler vermesi size Türklerin hoşgörü ve bir arada yaşama özelliği ile ilgili neler düşündürüyor?

Türkler kendi dışındaki milletlere her zaman saygı duymuşlar, sömürge ve istila yoluna gitmemişlerdir. Türkler emperyalist, sömürgeci, misyonerlik yapmış olsalardı. Günümüzde Bulgar ve yunan milletleri olmazdı.

Müslim (Müslüman Topluluklar)

Gayrimüslim (Müslüman Olmayan Topluluklar)
Taife yani vatandaştır. Taife yani vatandaştır.
Osmanlı ailesi Türk ve Müslümandır. Osmanlı padişahlarından bazıları gayrimüslim aile­lerin kızları ile de evlenmiştir.

Padişahlık ve yönetim Müslümanların elindedir.

Yönetimde oldukça etkili olan kişiler vardır.
Müslümanlar daha çok askerlik ve tarım ile meşgul olmuşlardır. Daha çok ticaret ile meşgul olmuşlardır.
Düzenli olarak vergi öderler. Düzenli olarak vergi öderler.
Sosyal, kültürel ve dinî haklara sahiptirler. Sosyal, kültürel ve dinî haklara sahiptirler.
Kendilerine ait mahkemelerde yargılanırlar. Kendi mahkemelerinde yargılanırlar. İsterlerse Müs­lümanların mahkemelerinde de yargılanabilirler.
Daha çok Türkler ve Araplardan oluşurlar. Daha çok Rum, Yahudi ve Ermenilerden oluşurlar.
   

Her iki topluma bir hak, sorumluluk ya da özgürlük tanımak isteseniz bu ne olurdu? Tabloda boş bırakılan alana yazınız. Bu maddeleri yazış nedeninizi açıklayınız.

Yandaki tabloda Osmanlıların yönetimi altında uzun yıllar huzur ve güven içerisinde yaşamış olan milletler yer almaktadır. Bu milletleri hoşgörü anlayışıyla bir arada tutan esas güç, Osmanlıların İslam inancına sahip olmasıydı. Sizce İslam dininin hangi özellikleri, Osmanlıların hoşgörü ve bir arada yaşama anlayışını geliştirmiş olabilir?

İslam dini, hoşgörü dinidir. Diğer din mensupları için bir zorlama ve bir baskı olamaz. Herkes kendi hür iradesi ile İslam’ı kabul etmek zorundadır. Bu özellik Osmanlıyı diğer din mensuplarına karşı yaklaşımını düşmanca olmasına engel olmuştur.

Bir Türk Devleti Olan Osmanlı Devleti Sınırları İçerisinde Yaşamış Bazı Milletler

Araplar
Arnavutlar
Bulgarlar
Rumlar
Hırvatlar
Ermeniler
Boşnaklar
Sırplar
Macarlar

Bu milletlerin günümüzde hangi bölgelerde yaşadıklarını atlaslardan yararlanarak bulunuz.

Osmanlılarda her millet kendi kıyafetini giyerdi.

Aşağıda, Osmanlıların kuruluşundan son dönemlerine kadar hoşgörü ve bir arada yaşama ile ilgili birçok kanıt sıralanmıştır. Bu kanıtları inceleyiniz.

Osmanlıların kuruluş yıllarında Osman Gazi ve Orhan Gazi’nin hoşgörü ve bir arada yaşama anlayışına dair birçok kanıt bulunmaktadır.

– “Bilecik tekvüriylen dayima dostluk ederler idi. Yaylaya gitseler emanetlerini dahi Bilecik hisarında korlar idi. Kaçan gelseler tulum ile peynirler, yağlar, kaymak katikları ve eyü halılar ve kilimler göndürürler idi… Ve onlar dahi Osman Gazi’ye gayet de itimad ederler idi.”
Mehmet Neşri, Neşri Tarihi, s. 98-99.

– Bursa’nın fethini kolaylaştıran Rum vezir, Orhan Gazi’ye yardım ediş nedenini anlatıyor: “Babanın devleti köylerimizi aldı. Onlar size uydular. Ve bizi hiç anmaz oldular. Biz dahi bildik kim onlar rahat oldular. Biz dahi ol rahatlığa heves ettik…”
Mehmet Neşri, Neşri Tarihi, s. 68.

Yukarıdaki alıntılarda geçen adalet, güven ve hoşgörü ile ilgili yerleri bulunuz. Kısa bir değerlendirme yapınız.

Osmangazi’ye tekfur çok güvenmesi ve karşılıklı hediyeleşmeleri, hoşgörünün göstergesi, Rum vezirin açıklamaları da adalet ve güvenin göstergesidir.

II. Murat zamanında Osmanlıların sınırları genişlerken adalet anlayışı da gelişmişti.

Fatih Sultan Mehmet’in hoşgörü ve bir arada yaşamaya dair anlayışı ile ilgili birçok kanıt vardır.

Fatih Sultan Mehmet, Gennadios (Ginnadus) unvanlı Hristiyan temsilciyi bir ziyafete davet etti. Kendisine bir asa ve taç verdi. Ve ona şunları söyledi: “… Cenâb-ı Hak sizi korusun. Dostluğumdan her vakit faydalanabilirsiniz. Öncekilerin her konudaki haklarına ve imtiyazlarına mâlik olunmaz.”
Mehmet Şeker, Anadolu’da Bir Arada Yaşama Tecrübesi, s. 148.

Fatih’in Ortodoks Rum patriğine verdiği bir beratta şunlar yazılıdır: “Kimse patriğe baskı kurmasın, kendisi ve himayesinde bulunan büyük papazlar her türlü umumi hizmetlerden hariç olsun.” “Halklarının evlilik ve ölümleri, şâir âdetleri kendi usullerine göre eskisi gibi yapılacaktır.”
Osman Ergin, Türkiye’de Şehirciliğin Tarihî inkişafı, s. 93.

Yukarıdaki alıntılarda farklı dinden olanlara gösterilen hoşgörüye vurgu yapılıyor. Sizce Fatih Sultan Mehmet’in böyle davranmasının sebepleri nelerdir?

İslam dininin, düğer dine inananlara nasıl davranılmasını emrediyorsa öyle davranmıştır. Fatih, Hoşgörülü, Dini emir ve yasaklarına sıkı sıkya bağlı, hükümdarlığına da o şekilde yapmıştır.

1553-1558 yıllarında kurulan Mufassal Muhasebe Defteri’nde, Süleymaniye Camisi’nin yapımında çalışanların kayıtları tutulmuştur.

‘İnşaatta, uzun veya kısa süre çalışmış da olsa tespit edilmiş olan 3523 ustanın 1810’u Hristiyan ve I713’ü Müslümandır.”
Ö. L. Barkan, Süleymaniye Cami ve imareti inşaatı (1550-1557), C 1, s. 142-143.

Bu alıntıda ise birlikte yapılan bir çalışmanın kayıtları yer alıyor. Düşüncelerinizi belirtiniz.

Müslüman ve Hıristiyanlar bir arada hoşgörü ve güven içerisinde bulunmuşlar, birlikte çalışmışlar, birlikte törenler ve cemiyetler yapmışlardır.

Osmanlılar adaleti uygularken toplumda hiçbir ayrım gözetmiyordu. Bunu kanıtlayan çok sayıda belgeler bugün arşivlerimizde mevcuttur.

Osmanlılardaki hoşgörü ve bir arada yaşama anlayışı birçok yabancı gözlemci tarafından farklı dönemlerde kaleme alınmıştır.

ÖZET: İstanbul Rum Patriği olan Pisyotes, Edirne’deki Rumlarla ilgili dilekçe verdi. Dilekçede halk arasında bazı anlaşmazlıklar olduğu yer almaktaydı. Rum halkının korunması şeklinde sonuçlanan karar Edirne kadısına ve Edirne bostancıbaşısına bildirildi.

Fransız tarihçi Jean Paul Roux (Jan Pol Roks): “Avrupalılar; halkı, krallarının dininde görmek isterler. Bunların aksine Türkler, evrenselliği benimseyip hayata geçirmişler, barış içinde bir arada yaşamayı içtenlikle savunmuşlardır, işte böylece Türkler, dünya medeniyetine en büyük katkıyı bu hususta yapmışlardır. “
Jean Paul Roux, Histoire des Turces, s. 33.

Yahudi göçmen Avram Galanti: “Şayet bu Beyazıt’ın muamelesi olmasaydı ispanya, Aroğan, Portekiz ve Sicilya’dan kovulan Yahudilerin tamamı ve İsrail’in hatırası mahvolacaktı…”
Avram Galanti, Türkler ve Yahudiler, s. 36.

Yukarıdaki son iki alıntı yabancılar tarafından kaleme alınmıştır. Bu kaynakların varlığı daha önceki alıntıların doğruluğunun da bir delili sayılabilir. Sizce bu fikir doğru mudur? Neden?

Evet bu fikir doğrudur. Bu yabacıların gözünden daha net gözükmektedir.

Hadi Paylaş!Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Share on RedditPin on Pinterest

Comments

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir