CANLILARIN EVRİMİ İLE İLGİLİ GÖRÜŞLER, MİKRO EVRİM

Biyolojik evrim, canlılar arasındaki benzerlik ve farklılıkları açıklar. İlk ortaya çıkmış canlılardan günümüzde yaşayan canlılara kadar olan süreçte, organizmaların geçirdiği değişiklikleri inceler. Canlıların kökenlerini ve jeocoğrafik yayılışlarını araştırır.

Evrim teorisine göre;

  • Bütün canlılar ortak bir kökenden gelmiştir ve çeşitli ortak özellikler taşır.
  • İlk canlı basit yapılıdır. Bu yapıdan bugünkü çeşitlilik doğmuştur.
  • Tür sayısı sabit değildir, değişkendir.
  • Genel olarak basitten karmaşığa doğru bir gelişme ve değişme vardır.

Canlıların nasıl evrimleştiği konusunda çeşitli görüşler ileri sürülmüştür. Biz Lamarck ve Darwin’in evrim görüşlerine yer vereceğiz.

1. LAMARCK’IN GÖRÜŞLERİ:

Canlıların evrimiyle ilgili görüşlerini 1809 yılında yayımladığı “Zoolojinin Felsefesi” adlı eserinde açıklayan Lamarck, “Doğuştan sonra kazanılan özeliklerin kalıtımı ile evrimleşme” fikrini savunmuştur. Fosiller üzerine çalışan ve çeşitli deniz omurgasızı türüne ait fosilleri zaman dilimine göre, ilk ortaya çıkandan son ortaya çıkana doğru sıralayan Lamarck, bu türlerden bazılarının yavaş yavaş diğerlerine dönüştüğünü ileri sürmüştür. Lamarck’a göre canlılık denizlerde başlamış, daha sonra karalara geçerek bugünkü çeşitliliği oluşturmuştur. Lamarck’ın evrim görüşünün iki temel prensibi vardır. Bunlar;

a) Kullanma – Kullanmama Prensibi:

Buna göre, yoğun bir şekilde kullanılan vücut kısımları daha fazla büyür ve daha güçlü olur. Kullanılmayan organlar ise körelir.

b)  Kazanılan Özelliklerin Kalıtımı Prensibi:

Bu görüşe göre, bir canlı sonradan kazandığı  özellikleri yavrularına aktarır. Yani kullanma ve kullanmamaya bağlı olarak meydana gelen değişiklikler yâvru bireylere geçer. Lamarck’a göre, 

  • Zürafaiar dibi çıplak ortamlarda yaşadıkları için, besinlerini ağaçların ve çalıların yapraklarını yiyerek karşılamışlardir. Zürafa ağaçların tepesine ulaşmak için boynunu ve ön ayaklarını zorlamış ve bu organlar uzamıştır. Zürafa daha sonra bu özeiliği yavru bireylere aktarmıştır. Bir kaç nesil sonra ağaçların tepesine rahatça kavuşan, boynu ve ön ayakları çok uzun bireyler meydana gelmiştir.
  • Su kuşlarının bir çoğunda, besin suyun dibinde arandığından, boyun devamli uzamıştır. 
  • Demircinin kolları kullandığı çekiçten dolayı güçlüdür. Bacakları ise daha az kullanıldığından dolayı güçsüzdür. Lamarck’a göre bu durum nesilden nesile aktarıldığı için, demircinin çocuğunda koi kasları çok iyi gelişir.

Kalıtımın temel ilkelerinin açıklanmasıyia birlikte, ancak üreme hücrelerindeki değişikliklerin kalıtsal olduğu anlaşılmıştır. Yukaridaki örneklerde olduğu gibi, çevrenin etkisiyle vücut hücrelerinde meydana gelen değişikliklere modifikasyon denir. Modifikasyonlar vücut hücrelerini etkileyip üreme hücrelerini etkilemedikleri için kalıtsal değildir.

2. DARWİN’İN GÖRÜŞLERİ:

Canlıların evrimiyle ilgili çok sayıda gözlem yapan doğa bilimcisi Charles Darwin, evrimle ilgili görüşlerini “Türlerin Kökeni” adlı kitabında yayınlamış ve Doğal Seleksiyon (Doğal Seçiiim) teorisini ortaya koymuştur. Darwin’in evrim görüşünün ana hatları şunlardır :

  • Tüm organizmalar gereğinden fazla sayıda yavru meydana getirme yeteneğine sahiptir. Fakat, çeşitli nedenlerden dolayı bu yavruların çoğu elenir ve popülasyon dengelenir.
  • Bir türe ait bireyler kalıtsal özellikleri bakımından birbirinden farklıdır (Varyasyon).
  • Yavruların çoğu hayatta kalabilmek için yaşam kavgası vermek zorundadır (Yaşamak için savaş).
  • Çevreye uyum sağlayan bireylerin çoğu yaşamını sürdürür. Uyum sağlayabilecek özellikleri taşımayanlar ise elenir (Seleksiyon). Bu durumda uyum sağlayaniarın yaşama ve üreme şansı artar.
  • Çevre koşulları bir bölgede bir diğer bölgeye göre farklı olduğundan, özelliklerin seçilimi her bölgede farklı olur.
  • Bu farklı seçilimler yeterli bir zaman süreci içinde yeni türlerin oluşumunu sağlayabilir.

Darwin’in bu hipotezine göre, evrimleşerek yeni tür oluşturmak için önce varyasyon şarttır. Varyasyon doğal seleksiyona zemin hazırlar. Doğal seleksiyondan sonra adaptasyon basamağı gelir. Bu durum bir süre sonra türleşmeye yol açabilir. 

Varyasyon —> Doğal Seleksiyon –> Adaptasyon = Türleşme

Darwin’e göre doğal seçme üremedeki farklı başarıdır. Çünkü bireylerin hayatta kalma ve üremedeki yetenekleri eşit değildir. Doğal seçmenin ürünü, popülasyonların çevrelerine adaptasyonudur.

Darwin türün bireyleri arasında kalıtsal farklılıklar (varyasyon) olduğunu söylemiş, fakat buna yol açan etmenlerden bahsetmemiştir. Daha sonra, genetik biliminin ortaya koyduğu sonuçlar dikkate alındığında, varyasyonun nedenlerinin şunlar olduğu anlaşılmıştır :

  • Eşeyli üreme
  • Mayoz bölünme
  • Krossing-over
  • Eşey hücrelerindeki mutasyonlar (gen ve kromozom mutasyonları)
  • Çevresel faktörler

Varyasyon hem popülasyon içinde, hem de popülasyonlar arasında ortaya çıkar. Bir popülasyonun tüm gen düzeyinde ve DNA’nın moleküler düzeyinde genetik varyasyonu ölçülebilir.

Evrime göre,

  • Canlıların evrimleşme hızı ortam şartlarının değişme hızına paralellik gösterir.
  • Evrimleşme hızı, kalıtsal yapının değişme hızıdır.
  • Kısır bireylerin evrimsel açıdan bir önemi yoktur.
  • Körelmiş veya iz halinde kalmış yapılar tekrar eski fonksiyonlarını kazanamaz.
  • Evrimin ham maddesi mutasyondur.

MİKROEVRİM

Bir popülasyonun gen havuzunda, bir nesilden diğerine alel frekansının değişmesine mikroevrim denir. Popülasyon genetiğinden hatırlanacağı gibi Hardy-Weinberg eşitliğindeki bir popülasyonda gen frekansları sabittir. İşte bu eşitliği bozan etmenler aynı zamanda türleşmeye de neden olur. 

Bir popülasyonda alel frekanslarını değiştirebilecek temel faktörler genetik sürüklenme, doğal seçilim, mutasyonlar ve gen akışları (göç) dır.

Hadi Paylaş!Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Share on RedditPin on Pinterest

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir