Thomas Hobbes Biyografisi

İngiliz felsefecisi (Malmesbury, 1588- Hardvvick Hail, 1679).

Bir din adamının oğlu olan Thomas Hobbes, Oxford’da öğrenim gördükten sonra Cavendish ailesinin yanına eğitmen olarak girdi. Eukleides’in Stoikheia’smı (Elemanlar) okuyarak geometrik kanıtlamanın kesinliğini anladı; İtalya’ya ve Fransa’ya giderek Galilei, Mersenne ve Gassendi’yle tanıştı. 1640’ta The Elements of Law, Natural and Politic’i (Doğa ve Siyaset Yasasının İlkeleri) yayımladı. Aynı yıl, iç savaşın belirtisi olan siyasal karışıklıklardan ürkerek (Hobbes, Stuartların yanında yer alıyor ve mutlakiyet yönetimini savunuyordu) İngiltere’den kaçıp Paris’e yerleşti. Orada 1642’de De Cive’yi (Yurttaşlık Üstüne) yayımladı, 1651’de de, en ünlü yapıtı olan Leviathan’ı Londra’ da İngilizce olarak bastırdı; ardından da İngiltere’ye döndü. De Cive ile başlamış olduğu Elemen ta philosophiae (Felsefe İlkeleri) adlı yapıtını De Corpore (Cisimler Üstüne, 1655) ve De homine (İnsanlar Üstüne, 1658) ile bütünledi. Hobbes, bu yapıtlardan başka Questions Concerning Liberty, Necessity and Cfıance’ı (1656) ve ancak ölümünden sonra yayımlanan Befıemoth’u (İngiltere’deki iç savaşın tarihi), Dialogue betvveen a Philosop her and a Student of the Common Lavvs of England’ı (1681), Latince dizelerle bir öz yaşam öyküsünü, vb. yazdı.

Hobbes’un Felsefe Anlayışı Ve Siyasal Düşüncesi

Hobbes özellikle De Cive’de ve Levıathan’da geliştirdiği siyasal düşüncesini adcı ve akılcı bir deneyimciliğe dayandırır. Ona göre, bütün görüşlerimizin kaynağı, bel­lek ve hayalgücü tarafından aslına az ya da çok uygun olarak yeniden ortaya konan duyu verilerindedir. Bunların sağladıkları duyum kalıntı­larının bilincine, dil aracılığıyla varı­rız ve onları düşüncelerimizde düze­ne sokarız. Ama sözcüklerin, belirt­tikleri gerçeklerle raslantısal ve kurmaca bir bağıntısı olduğundan, düşünce, gerçek dünya üstüne hiçbir şey ileri sürmez ve sözcükleri birbi­rine bağlamakla yetinir. Felsefe, akılsal bir bilgidir, ama koşullu ve yapaydır: Felsefenin kavramları, deneyimin gerçekliğine ancak varsa­yımsal olarak denk düşen sözcüklere dayanır. Felsefe yapmak, akıl yürüt­me yoluyla gerçek kurmacalar ortaya koymak demektir. Akıl yürütmek, nedenleri etkilere ve etkileri neden­lere bağlamaktır; bir mekanizmayı açıklamaktır, yani güçlerin bileşimle­rini çözümlemeden geçirmektir. Hobbes’un siyasal düşüncesi, işte bu temellere dayanır: İnsanoğlu bir güç­ler ve kudretler karmaşasıdır; siyasal bir toplum da bir mekanizma olarak görülebilir. İnsanların hepsi, kudret bakımından eşittirler. Bundan ötürü, saygılı davranmalarına yol açan bir siyasal otorite olmadığı zaman, yani doğa durumunda, en zayıf olan, öteki­lerle birleşerek, en güçlüyü her zaman yenebilir ve en ince, gelişmiş olan en güçlünün kurbanı olabilir. Kudret ve dolayısıyla hak bakımın­dan eşit olan insanlar, her şeye hak iddia edebilirler. Çünkü, herhangi bir kimse, sahip olduğu şeyler konu­sunda (mal mülk, aile, yaşam) bir başkasından daha fazla hakka sahip değildir. Doğa pek savurgan olmadı­ğından ve bazı şeyler de (insanlar, ün) paylaşılamadığından herkes ötekinin elindekini almaya kalkışır ve böylece herkesin herkese karşı açık ya da gizli bir savaşa girişmesi ve güvensizlik durumu ortaya çıkar. Homo homini lupus (insan, insanın kurdudur) sözü bu durumu belirtir. Bu durumda, malından mülkünden, güvenliğinden ve yaşamından hiç kimse emin olmadığı için, çalışmak da olanaksızdır.

Barış durumunu güvence altına alma­nın tek çaresi, her insanın doğanın kendisine verdiği haklardan bireysel olarak değil (bu, kurtlar arasında kuzu olmak demektir), topluca vazgeçmesidir. Sözleşme yoluyla insan­lar, doğal haklarını, bir otoriteye, bir hükümdara terk ederler ve böylece hükümdar da, herkesin barış içinde yaşamasını ve güvenliğini sağlamak için bütün haklara ve ayrıca bütün güce (çünkü, “kılıç olmadığı zaman, sözleşmeler boş sözcüklerdir ancak”) sahip olur. Ölüm korkusu dolayısıyla insanoğlu, Hobbes’un simgesel ola­rak Leviathan diye adlandırdığı “tek kişide birleşmiş çokluğa” (kral, oli­garşi ya da meclis) boyun eğer. Leviathan, “hiçbir şeyden korkmamak üzere yaratılmış” olan ve Incil’de adı geçen canavardır. Mutlakiyetçi nite­lik taşımasına karşın Hobbes’un siyasal görüşü, çeşitli felsefeleri etki­lemiştir. Rousseau, ondan esinlenir ve ‘‘sivil barış”ını alaya alarak Hobbes’a karşı da çıkar. Rousseau’ya göre bu, Kyklops’un mağarasında “yutulmayı bekleyerek kaygısızlık içinde yaşayan” Odysseus’un arka­daşlarının durumuna benzemektedir. Hegel, devlet kuramında, efendi ve köle diyalektiğinde, Marx ise top­lumu bir güçler bağıntısı olarak tanımlarken Hobbes’tan etkilenmiş­tir.

Hadi Paylaş!Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Share on RedditPin on Pinterest

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir