Eyyubiler Sanatı Devlet Düzeni ve Haçlı Seferleri

Adını Eyyüb bin Şadi’den alan, asıl kurucusu Selâhaddin (ya da Salâhad- din) Eyyubi olan, Suriye, Mısır, Basra, Mezopotamya, Bingazi, Lüb­nan, Yemende hüküm sürmüş (1171- 1250/54) sülale.

Eyyub bin Şadi ve kardeşi Şirkuh önce Sadadât sülalesinin hizmetinde, sonra Bağdat’ta Mücahiddüddin Behruz’un yanında görev aldılar. Behruz tarafından, Tekrit kalesi muha­fızlığına atandılar. Musul atabeki İmadeddin Zengi ile Mücahiddüddin’ in ordusu arasındaki savaşta Zengi, Mücahiddüddin’e yenik düştüyse de, Eyyub bin Şadi, Zenginin kaçması­na yardım etti; bu yüzden de Tekrit’ ten ayrılmak zorunda kaldı: Zengi onu Baalbek muhafızı yaparak bütün seferlerinde yanına aldı. Zenginin ölümünden sonra Börilerle anlaşan Eyyub bin Şadi, onların başkomutan­lığına kadar yükseldi. Kardeşi Şirkuh’sa, Zengilerin hizmetinde kaldı. İki kardeş, Zengilerle Börilerin Şam savaşında karşı karşıya geldilerse de, aralarında bir anlaşma yaparak ken­tin, Nureddin Mahmut bin Zengi’de kalmasmı sağladılar. Bunun üstüne Nureddin, Eyyub’u Şam valisi, Şirkuh’u da Humus valisi yaptı. Daha sonra Nureddin tarafından Eyyub’un oğlu Selâhaddin’le Mısır üstüne gön­derilen Şirkuh, uzun çarpışmalardan sonra Mısır’a egemen oldu ve Fatimî halifesi tarafından vezirliğe getirildi. Ölünce yerine yeğeni Selâhaddin geçti.

Selâhaddin vezir olur olmaz, Fatimî halifeliğinin kaldırıldığını, bundan sonra hutbenin Abbasi halifeleri adına okunacağını ilan etti. O sıra­larda Nureddin Zenginin ölmesi üstüne, Mısır’ın tek hâkimi haline geldi. İslâm dünyasını ikiye bölen şiî sünnî mücadelesine son vermek için, 200 yıldır Mısır’da yaşamakta olan şiî mezhebini yasakladı (bu olay, sünnî müslümanlarının Sultan Nureddin’e ve Selâhaddin’e bağlan­malarını sağladı). O arada kardeşi Turanşah’ın Yemen’i işgal etmesiyle Suriye’ye egemen olma fırsatını ele geçiren Selâhaddin, bundan yararla­narak egemenliğini Irak’a kadar yaydı.

On Asya’daki Türk boylarıyla anla­şan, düzenli bir ordu kurarak Haçlı  ordusu üstüne yürüyen ve Hattin savaşını (1187) kazanan Selâhaddin’e Kudüs’le birlikte birçok kıyı kenti­nin kapıları açılınca, bu hızlı gelişmeden ürken Batı hükümdarları (İngiltere kralı Aslan Yürekli Richard, Alman. İmparatoru Friedrich Barbarossa, Fransa kralı Philippe Auguste) birleşerek ona karşı yeni bir Haçlı seferi düzenlediler (1189- 1192). Fransız ve İngiliz krallarının orduları Selâhaddin’in savunduğu Akkâ kalesini kuşattılar. Ama savunmanın güçlülüğü karşısında, Fransa kralı bir süre sonra kuşatma­dan çekildi. Aslan Yürekli Richardda bir buçuk yıl daha direndikten sonra sonuç alamayarak, sonunda üç yıllık bir anlaşma imzalayıp ülkesine döndü. Böylece, Üçüncü Haçlı seferi de, İslâm’a karşı kesin bir yenilgiyle sonuçlanıyordu.

Selâhaddin, Ortaçağ Türk devletleri­nin geleneklerine uyarak ülkesini 21 yıl ustaca yönettikten sonra oğulları ve kardeşleri arasında bölüştürdü: Oğlu El Efdal’e Şam; El Aziz’e Mısır; El Zahire Halep; kardeşlerinden El Âdil’e El Cezire; Tuğtekin’e Yemen. Kalan topraklarda, çeşitli emirlikler oluşturuldu. Selâhaddin ölünce (1193) kardeş kavgaları başgösterip, ülke büyük bir kargaşaya yuvarla­nınca, amca El Âdil, bu kargaşa ve kavgalardan yararlanarak bütün yeğenlerini ortadan kaldırdı ve Eyyubi ülkesine egemen oldu.

El Âdil de Selâhaddin’in yolundan giderek, topraklarını ölümünden önce kendi çocukları arasında pay­laştırdı (Selâhaddin’in torunlarına yalnızca Halep bırakıldı). El Âdil’in 1218’de ölümünden sonra, dördüncü Haçlı seferleri başladı. O sırada Mısır emirî olan oğlu Kâmil, Haçlılara karşı duramadı ve Dimyat’ın hemen düş­mesi üstüne, imparator Friedrich II ile anlaştı (çünkü, Şam emirî El Muazzam’dan çekiniyordu). Eyyubi­ler birlik olarak, Dimyat’ı kurtardı­lar. Bu arada Muazzam’ın ölüp, yerine oğlu El-Nâsır’ın geçmesine karşın, Kâmil kendi çevresindekilere güvenemediğinden Friedrich II’yle 1229 anlaşmasını yaptı. Bu anlaş­maya göre, Kâmil, Kudüs’ü ve Kudüs ile deniz arasındaki toprakları Fried­rich H’ye bırakıyordu. Buna karşılık imparator da Kâmil’i düşmanlarına karşı koruma sözü veriyordu. Ama anlaşma hem Eyyubilerin, hem de hıristiyanların hoşuna gitmedi ve bir yandan Konya Selçukluları üstüne seferler düzenleyen, bir yandan da başkaldıran Şam emîri El Eşref ile uğraşan Kâmil, bu karmaşık dönemde öldü ve Eyyubi saltanatının çöküş dönemi başladı: Kardeş kavga­ları sürüyor, Türk boyları bir bir Eyyubilerden ayrılıyorlardı. O sırada beşinci Haçlı seferinin başlamasıyla Dimyat gene elden çıktı (ama Haçlı ordusu da çok ağır kayıplar ver­mişti). 1250’deTuranşah’m, Memluk­lar tarafından öldürülmesiyle, yerine annesi Şecerüddür, ondan sonra da Aybek geçti. Gerçi hutbe hâlâ Eyyubiler adına okunuyordu ama, Aybek’in sultanlığı döneminde artık Mısır’da Memluklar egemendi. Halep’se, 1260 yıllarında Moğol isti­lasına uğramıştı. 1228’de Yemen, 1245’te El Cezire, 1260’ta Halep ve Şam, 1262’de Humus Eyyubilerinin siyasetten silinmeleriyle, yerlerine Memluklar geçti.

Eyyubilerde Devlet Düzeni

Eyyubi devleti Büyük Selçuklu İmpa­ratorluğu törelerine göre kurulmuştu. Türk-İslâm uygarlığı içinde bu devle­tin önemli bir yeri vardı. Kendi bün­yesi içindeki örgütlenme ve yönetim sistemi, sonradan egemenliği ellerine geçiren Memlukları da etkiledi; hattâ dolaylı bir biçimde Osmanlı devletini de etkisi altında bıraktı. Bu arada Batı dünyası, Eyyubiler aracılığıyla Türk kültürüyle tanıştı ve bağlantı kurdu.

Eyyubi Dönemi Sanatı

Eyyubiler, askerlik ve yönetimde güçlü ve ileri ama sanat ve düşünce alanında aynı derecede gelişmiş değillerdi. Mısır’da herhangi bir anıt­sal mimarlık yapıtı bırakamadılar; yalnızca Fatımî mimarlığının etkile­rini sürdüren türbeler gerçekleş­tirdiler.

Kahire’ye Sünnîliğin girmesiyle, yeni bir mimarlık üslubu da ortaya çıktı (1180’de Selâhaddin Eyyubi tarafın­dan yaptırılan ilk medrese bunun en güzel örneğidir). Günümüze kalma­mış olmakla birlikte, Selâhaddin döneminde yirmi beş medresenin yapıldığı, yazılı belgelerde belirlen­miştir. Melik Kâmil döneminde yap­tırılan Kâmiliye Medresesinden de günümüze bir şey kalmamıştır. Eyyubiler dönemi mimarlığında asıl yenilik askerî yapılarda olmuş, özel­likle surlar ve kale kuleleri, çıkma mazgalları, geleneksel planlardan kurtularak değişik üsluplarda yapıl­maya başlanmıştır. Eyyubiler mi­marlık yapıtlarındaki süslemede bitki motifleri, geometrik çizgiler, kûfî yazı kullanmışlar, sünnî inanç­larla birlikte, bu sanata nesih üslu­bunda yazı biçimleri de girmiştir.

Hadi Paylaş!Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Share on RedditPin on Pinterest

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir