İzlenimcilik Nedir? İzlenimciler Kimlerdir?

Sanatçının doğadan edindiği izlenim­leri dolaysız olarak yansıtmasma da­yanan sanat akımı.

XIX. yy’da ortaya çıkan resimde izle­nimcilik (empresyonizm) hareketi ger­çek bir sanat devrimi sayılır. XIX. yy’ın başlarında, Seme ırmağı halicin­de su ve ışığın yarattığı atmosferden etkilenen birkaç ressam, atölye çalış­ması ile işlenen motifin dolaysız yol­dan anlatılmasına dayanan çalışma­yı birbirinden ayırdılar. Bonington, Huet, Delacroix ve hatta Corot açık havada çalışırken dışardaki hızlı de­ğişmeleri yansıtmaya elverişli teknik­lerden yararlandılar: Sulu boya; sulu­ boyayla üstünden geçilen krokiler; çok koyu olmayan yağlı boya. Corot bu tutumlarını şöyle açıklıyordu: “İlk iz­lenime boyun eğelim.”

La Grenouillere (Monet)

La Grenouillere (Monet)

İzlenimden İzlenimciliğe

Courbet’nin erkenden “boyun eğdiği bu izlenim” Daubigny gibi bir sanat­çının da mizacına aykırı değildi; ama Theophile Gautier, Daubigny’nin ilk izlenimle yetinmesini ve ayrıntıları önemsememesini hoş karşılamıyor, Odilon Redon’sa, onun, bir anın, bir izlenimin ressamı olduğunu söylüyor­du. 1858’den başlayarak Honfleur’de aydınlık ve titreşimli deniz manzara­ları yapan Boudin’in (1824-1898) tu­vallerinde izlenim belirgin bir biçim­de kendini gösterdi. Boudin’e göre, resime taslak özelliği bırakılmalıdır. Delacroix da aşağı yukarı aynı şeyle­ri söyler: “Renk bir çiçektir, onu hiç­ bir zaman soldurmamak, soluklaştır­mamak gerekir.”

1864-1865 yılları arasında Honf­leur’de (Fransa) yaşayan fongkind (1819-1891) de resimlerim ışık titre­şimlerini göz önünde tutarak yaptı. Sulu boya yapıtları, taslaklardaki ta­zelik ve canlılığı korumuş, sanatçı ço­ğunlukla resimlerini üst üste gelme­yen ve birbirine bitişmeyen küçük fır­ça darbeleriyle gerçekleştirmiştir. 1862’de olduğu gibi 1864 yılı boyunca Bazille, Boudin ve Monet, Honfleur’de jongkind’le bir araya geldiler. Sanatçının izlenimiyle bir anı arasın­da özlem dolu bir bağıntı kurulur ve ressam bunu heyecan dolu içeriğiyle dış görünüşünü aşan bir görüntü için­de biçimsel olarak vermeye çalışır. İz­lenimcilik, ışığın ayrıştırılmasında çe­şitli oyunlara giderek, ışığın başlan­gıçtaki akışını, anında ve tam olarak vermeyi, açıkça kendini göstermeyen gücünü gözler önüne sermeyi dener.

Banliyö Yolu (Pissarro)

Banliyö Yolu (Pissarro)

Konuya Karşı İlgisizlik

İzlenimciliğin doğmasında Monet’nin büyük payı vardır. Gerçekten de, Mo­net, önce 1859’da Pissarro ve Cezanne’la, 1862’de de Renoir, Sisley ve Bazille’le dostluk kurdu; her birine ya Fontainebleau ormanında, ya da Honfleur’de resim yapmalarım salık verdi. Manet’yle karşılaşmasıysa önemli bir olgudur. Manet’ye göre “gerçek olan bir tek şey vardır: İlk hamlede gördüğünü yapmak. Bu olur­sa, iş tamamdır. Olmazsa, yeniden başlanır. Gerisi laftır.” Manet’nin re­simlerindeki yenilik, Fransız yazarı Georges Bataille’ın “konunun yok edilmesi” olarak adlandırdığı şey üstünde erkenden çalışmaya başlama­sından kaynaklanıyordu.

Manet ve arkadaşlarının sürekli ola­rak gittikleri Guerbois kahvesindeki toplantılara 1866 yılından başlayarak katılan Monet, Manet’nin Kırda Öğle Yemeği ve Olmpia adlı, 1862-1963 yıl­larında gerçekleştirilmiş ama “anla­şılmamış” olan iki büyük tablosunu görünce, bu yeniliği hissetmiş oldu. Olympia bile simgelediği şeyle ilgisiz gibi görünebiliyordu, çünkü Manet ya­pıtını “konuya ilgisiz bir tutum” için­de gerçekleştirmişti, zaten bu tutum yalnızca Manet’nin değil ama bütün izlenimcilik akımının ayırıcı özelliği durumuna gelmişti.

Hindiler (Monet)

Hindiler (Monet)

Tonların Bölünmesi

Monet, birçok yapıtını Manet’yi örnek alarak gerçekleştirdi. Bunlar arasın­da özellikle şu çalışmalar sayılabilir: Kırda Öğle Yemeği İçin Etütler (1865); Bahçedeki Kadınlar (1866).

Öte yandan, Bazille (Taraça, 1860), Pissarro (Hizmetçi, 1867) ve daha bir ­kaç sanatçı, akademiciliğin kuralları­nı hiçe saymaya başladılar. En büyük değişiklik de böylece gerçekleşme yo­luna girmiş oldu.

1869’da geleceğin izlenimcileri (o sı­ralarda yaş ortalamaları otuz dolaylarındaydı), bir “anlam taşıyıcı” ola­rak konunun ortadan kalkmasını gerektiren tekniği başlattılar. Bundan böyle fırça tuşları, biçimlerin atmos­ferde eriyip gitmesinin temel aracı ha­line geldi, çok sonra da Cezanne’la birlikte daha yapıcı bir işlev kazandı. 1869’da yaz aylarını Bougival (Fran­sa) yakınlarında birlikte geçiren Mo­net ve Renoir“la Grenouillere”i (Kurbağalı Dere) yaptılar (Renoir, la Grenouillere, 1869, Stockholm Ulusal Mü­zesi; Monet, la Grenouillere, 1869, New York Metropolitan Museum). Her iki sanatçı da tuvalde renk leke­lerini düzenli bir biçimde yan yana ko­yarak çalışıyorlardı. İzlenimciliğin te­melinde yer alacak olan “tonların bö­lünmesi” ilkesi de böylece doğmuş ol­du. Fırça tuşlarının yan yana gelme­si ilkesi yeni bir olgu değildir, buna sa­nat tarihinin çeşitli dönemlerinde, Watteau’da, Chardin’de rastlama ola­nağı vardır ama düzenli biçimde ilk olarak izlenimciler tarafından kullanılmıştır. Sözgelimi,yeşil elde etmek için maviyle sarıyı yan yana koymak yeterlidir. Renklerin aralarında karış­tırılmaları artık sanatçının işi değil­dir ve uzaktan gerçekleştirilmektedir. Çünkü göz, ressamın ayrıştırdığını ye­niden birleştirmeye çalışır, gözün ger­çekleştirmek zorunda olduğu yeniden birleştirme süreciyle birlikte ışığın tit­reşim etkileri ortaya çıkar ve bunla­rın içinde de görüntünün her türlü an­lamı, ortadan kalkma eğilimi gösterir, ilkin bir tedirginlik gibi hissedilen “iz­lenim” daha sonra resme bakan izle­yiciden yana geçer.

Aynı dönemde, ışığın doğası (Arago, Fresnel), görsel algılama süreci (Chevreul’ün kuramları) ile ilgili bilimsel ça­lışmaların yaygınlaştığı görüldü. İzlenilimcilik ışığın ve rengin çözümleme­ye dayanan incelemesini yenileyip, bunu ışık ve görünebilen şey arasın­daki ilişkiler sorunsalının merkezine yerleştirdi.

Manet’nin Argenteuil adlı tablosu

Manet’nin Argenteuil adlı tablosu

Gölgelerin Çözümlenmesi

1870 savaşı seferberliğe yol açınca Renoir, Degas ve Bazille (savaşta öl­dü) birliklerine katıldılar. Manet Ulu­sal Muhafız Birliği’ne girdi, Cezanne Aixen-Provence’a sığındı. Sisley, Mo­net ve Pissarro İngiltere’ye giderek Londra’da buluştular ve açık havada çalışmaya başladılar (Hyde Park, Mo­net, 1871; Chrystal Palace, Pissarro, 1871). Yapıtları, bağlantı kurdukları galeri sahibi Durand Ruel tarafından beğenilen sanatçılar, müzeleri gezer­lerken Gainsborough, Lawrence, Rey­nolds ve tonların bölünmesi yöntemi­nin doğrulandığı Turner’in tablolarına hayran kaldılar. Bununla birlikte, Monet’nin dediğine göre “hayal gücünün taşkın romantizmi”nden ötürü Tur­ner’ın kendileri üstündeki etkisi sınırlı oldu. Öte yandan, Pissarro’ya göre Constable ve Turner “gölgelerin çö­zümlenmesini” anlayamamış ve bu Turner’da her zaman için bir eksiklik olarak kalmıştı. İzlenimcilere göre bu çözümleme, gölgeleri ışığın soğuk renklerle (mavi, yeşil, kahverengi) yansıtılan dereceleri olarak ele al­mak, ama ışığın karşıtı olarak görme­mektir. Bu anlayış aynı zamanda konturların (çevre çizgisi) biçim kabartı­sının ve gölge-ışığın bir yana bırakılmasını gerektirir kuşkusuz. İzlenimci­lerin paletinde yalnızca prizmadaki ana renkler yer alır.

İzlenimciler

Savaştan ve Komün hareketinden son­ra sanatçılar arasındaki ilişkiler ye­niden kurulmaya başladı, çalışmalar yoğunlaştı. 1874 yılının 15 Nisan -15 Mayıs günleri arasında, fotoğrafçı Nadar’da, otuz ressamın katılmasıy­la izlenimci topluluğunun ilk sergisi açıldı (Cezanne güçlükle kabul edüdi, Manet’yse katılmaktan caydı). Sergi­ye katılan sanatçılar arasında Monet, Renoir, Pissarro, Sisley, Degas, Guillaumin, Berthe Morisot vardı. Sergi­lenen yüz altmış beş tablo büyük skan­dal yarattı ve gazeteci Louis Leroy, Monet’nin İzlenim, Gün Doğumu adlı tablosunu bahane ederek, “izlenim”den küçümseyici bir biçimde söz etti, sergiye katılanları da “izlenimciler” olarak niteledi. Topluluğun, on dokuz kişinin katılmasıyla açtığı ikin­ci sergi Nisan 1876’da gerçekleşti. Ni­san 1877’deki sergiyse, izlenimcileri yeniden bir araya getiren en önemli olguydu. Monet bu sergide 1876-1877 yıllarında gerçekleştirmiş olduğu ilk büyük “dizi”si Saint-Lazare Garı ’nın yedi görünümünü izleyicilere sundu. Ressamların çoğu, sanatsal gelişimle­rinin en üst noktasına ulaşmayı başardılar. Bu fırsattan yararlanan George Riviere, arkadaşlarının çalışmala­rını ateşli bir biçimde yorumladığı L’Impressionisme (İzlenimcilik) adlı broşürü yayımladı. 1879 ve 1880 yıl­larında açılan öbür iki sergiden son­ra, değişik mizaçlardan kaynaklanan zorunluklar gereği ayrılıklar baş gösterdi; bundan böyle herkes belli bir estetik anlayışım savunmak yerine, kendi kişiliğini yansıtacak doğrultuda çalışmaya başladı. İzlenimciliğin “aşılması” hareketi, bu yeni okula, en sadık temsilcileri Monet, Pissarro ve Sisley kadar bağlı olmayan Cezanne, Renoir ve Degas tarafından başlatıl­dı. “Bağımsız” ressam Manet’nin öldüğü yıl (1883), topluluğa bağlı ressamlar Fransa’nın çeşitli yerlerine dağıldılar; üslup açısından ayrılıklar başgösterdi. Yalnızca Monet, izlenimciliğin baş­langıç yıllarında vurgulanan bulgula­rından ve bunların yanı sıra yeni keşfedilen japon estamplarından yarar­lanıyordu. Japon estamplarıysa, kat­kısız renkleriyle, iki boyutlu pespektif anlayışıyla, tek düze bir biçimde uy­gulanmış düz boya kullanımıyla gele­neksel görüntüyü altüst etmişti (Gauguin, Van Gogh, Toulouse-Lautrec). Monet’nin 1892’de yaptığı ve 1895’te sergilediği Rouen Katedralleri dizisi, yapımına 1899’da başlayıp 1904’te sergilediği Londra Görünümleri, 1898-1909 yılları arasında gerçekleş­tirdiği Nilüferler dizisi ve 1923’te, Orangerie Müzesi’nin oval salonların­da sergilenmesi için devlete hibe etti­ği dizi, “izlenimci üslubu” en uç sınır­larına ulaştırdığım gösterir. Bu nok­tada, konuya ilgisizlik tam anlamıyla kendini duyurur.

Hadi Paylaş!Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Share on RedditPin on Pinterest

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir