Fabller Ozanı La Fontaine Kimdir?

Fransız ozanı (Château-Thierry, 1621-Paris, 1695).

Burjuva bir ailenin çocuğu olan jean de La Fontaine (babası Su-Orman İdaresi’nde gözetmendi, annesiyse tanın­mış bir ailedendi) doğduğu kentte ve Reims’de okudu. Din adamı olmak is­tedi, ama çok geçmeden, bu konuda yatkınlığı olmadığını anladı. Hukuk okudu ve avukat oldu. Savunma yap­mak yerine şiir yazmayı yeğledi. Ba­bası, görevini La Fontaine’e bıraktı ve onu evlendirdi. La Fontaine’in bu ev­lilikten bir oğlu oldu. Ama La Fontai­ne, kötü bir memur, ilgisiz bir koca ve babaydı.

Karısının amcalarından biri olan jannart, La Fontaine’i Fouquet’ye tanış­tırdı (1658). Fouquet, La Fontaine’i Vaux’da kendi yanında alıkoydu ve ona bir maaş bağlattı. La Fontaine de buna karşılık övgüler, baladlar yazdı. Climene’i ve Le Songe de Vaux’yu (Vaux Düşü, 1658) bu arada kaleme al­dı. Fouquet’nin gözden düşmesine (1661) karşın, La Fontaine koruyucu­sunu terk etmedi. Kralın Fouquet’yi bağışlamasını sağlamak için Elegieaux nymphes de Vaux’yu (Vaux Peri­lerine Eleji, 1661) ve Ode au roipour M. Fouquet’yi (Bay Fouquet İçin Kra­la Od, 1663) yazdı. Bu davranışının sonucu olarak, jannart ile birlikte Limousin’e gitti ve yaptığı yolculuğu bir yapıtında anlattı: Relation d’un voyage au Limousin (Limousin’e Yolculuk Anlatısı, 1663).

Paris’e dönünce dul Orleans düşesinin yanında bulundu (1664). Moliere, Boileau, Racine ve Chapelle ile bu arada tanıştı. Genç Bouillon düşesinin yakınları arasına girdi ve onun için Contes’u (Masallar, 1665) yazdı. 1668’de Fabller’i (Fables; ilk altı kitap), 1669’da da şiir ve düzyazı karışımı bir yapıtı olan Les Amours de Psyche et de Cupidon ’u ya­yımlandı. Orleans düşesinin ölümü üzerine, Mme de la Sabliere’in konu­ğu ve dostu olarak yanında yirmi yıl kaldı. Çeşitli yapıtlar yazdı (Daphne, 1674; Lulli için bir opera librettosu; Ode pour la paix [Barış İçin Od, 1674]; Quinquina onuruna bir şiir). Ama bu dönemin başyapıtı ikinci Fabller derlemesidir (VII-XI. kitaplar). 1683’te Fransız Akademisi’ne üye se­çilen ve ünlü edebiyat tartışmasında Eskiler’in yanında yer alan (Epître â Huet [Huet’ye Mektup, 1687]) La Fon­taine 1692’de ağır bir hastalık sırasın­da din değiştirdi. Koruyucusunun ölü­münden sonra Hervartların yanında kaldı, ilahiler ve mezmurlar çevirdi (Dies irae, 1694) ve son Fabller derle­mesini (XII. kitap, 1694) yayımladı, 13 Nisan 1695’te de Paris’te öldü.

Masallar Ve Fabller Ozanı

La Fontaine’in Eskiçağ’da öncüleri vardır. Hemen bütün konularını, baş­kalarından almıştır ama Aisopos’un, Babrias’ın, Phaedrus’un, Hint öykücü­lerinin ya da öteki öykücülerin sağlar.
Masal, bir sevgi serüveni, bir destan, bir söylev, bir felsefe yazısı ve çoğun­lukla “yüzlerce perdesi olan koskoca bir komedi” haline gelir.

Gerçekten de, La Fontaine, anlatıla­rına, dramatik bir biçim kazandır­maktan hoşlanır. Çekici yanlarını çok iyi büdiği doğanın görünümlerini apa­çık bir biçimde gözler önüne serdik­ten sonra canlı ve hızlı bir entrikayı hemen işin içine sokar. Tüm dünya ona oyuncu vermektedir sanki. Hay­vanlar, her sınıftan insanlar, erkekler ve kadınlar, yaşlılar ve çocuklar, kral­lar ve uyruklar, tanrılar, en büyük bir doğallıkla rollerini oynarlar. Ya­zar XVII. yy’ın kıyafeti ya da hay­van görünümü içinde, değişmez insan doğasını bütün gülünçlükleriyle orta­ya koyar.

La Fontaine, en büyük klasik yazar­lardan biridir; kusursuz bir doğallığı olan hayranlık verici bir öykücüdür. Son derece esnek olan üslubu, bütün duyguları düe getirmeye elverişlidir; bu üslup,anlatılan kahramanın karak­terine ve durumuna göre değişiklik gösterir, ama şaşmazlığı ve apaçıklı­ğıyla her zaman dikkati çeker. Bir gö­rünüm canlandırmak için bir özellik, bir kişiyi yerine yerleştirmek için de bir sözcük yeter ona. Sözcük dağarcağı, çağının en zengin dağarcığıdır. XVI. yy’ın ve özellikle Marot ile Rabelais’nin deyişlerini severek kullanır. Nazmın ve özellikle serbest nazmın bütün olanaklarını büir. Nazımdan, beklenmedik etküer elde eder, onu her zorunluğa ve ritme uydurmasını büir. Çeşitliliklerine karşın bu ritimler uyumluluklarını da yitirmezler. La Fontaine’in alaycılığı, şakacılığı, sınır­sız “neşesi” ise, fabllerine taklit edil­mez bir hava kazandırır.

Hadi Paylaş!Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Share on RedditPin on Pinterest

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir